Uzun zamandır Ayfer Tunç’la tanışmak istiyordum, listeme eklediğim birden fazla kitabı vardı ama ilk olarak kısa oluşu sebebiyle Suzan Defter’le başlamak istedim, iyi ki de öyle yapmışım.
İki ayrı kişinin günlüklerini okuduğumuz bu kitap damağımda uzun süredir benzerini tatmadığım bir tat bıraktı. Buruk bir tat. Eğer okumayı düşünüyorsanız kasvetli bir okuma yapacağınızı söylemeliyim.
Ekmel Bey de Derya Hanım da çocukluklarından kalan yara izleri taşımışlar ruhlarında. Bu yaraları zaman iyileştirmek yerine daha da derinleştirmiş, onları hayatın doğal akışından uzaklaştırmış, yalnızlaştırmış. Ekmel Bey kendi hayatının seyircisi olmuş, Derya Hanım ise kendi hayatını abisinin hayatının üzerine kurmuş. Bu iki yaralı ruhun yolları da ortak bir yalnızlıkta kesişiyor.
Günlüklerini okurken melankolik havayı derinden hissediyorsunuz, bazı ağır cümleler metnin önüne geçiyormuş gibi gelse de duyguyu iyi yansıtıyor.
Genel olarak kitabı sevmek ve farklı bulmakla birlikte, umarım yazarın her kitabı bu kadar melankolik ve kasvetli bir ruha sahip değildir diye düşündüm. Bu tarz kitapları bitirdikten sonra insanın omuzlarında bir ağırlık kalıyor, sindirebilmek için belli bir zaman gerekiyor. Bu yüzden kötü bir ruh halindeyseniz bu kitabı okumanızı tavsiye etmem, mental olarak iyi hissettiğiniz bir zamanda okumak, kitabın kasvetli havasını üzerinizden atabilmek için daha faydalı olacaktır.