“Adı gazetelere çıkmış bir kadın... Ne gözle bakılır acaba? Zamanla unutulur. Bunun üzerine kendinin o geçmişte kalan kendisi tarafından bile unutulduğu hissine kapılır. Çünkü o zamanlardaki kendisi insanların belleğinde o haliyle kalmaya devam eder ama yaşadığı andaki kendisini o gazete haberi bir gölge gibi izlemektedir ve insanların önüne çıktığında o anki Haruko’yu değil geçmişte kalan Haruko’yu anımsarlar. Üstelik kendisi geçmişteki haline sıkı sıkıya bağlıdır ama geçmişte kalan Haruko onun uzağından yakınından geçmez.”
Vian’ı ilk kez okuyorum ve dili oldukça akıcı, bir solukta okunur cinsten ama nasıl desem; böyle mükemmel bir dil, mükemmel bir edebiyat var diye akmıyor. Bazı edebi metinler vardır, insanı edebiyatla boğar; bunu seven biriysen bayıla bayıla, hızla okursun. Burada benim hissettiğim şey bu değildi. İnanılmaz absürt olduğu için bir solukta okuyorsunuz. Bu aslında oldukça ilginç bir tecrübe oldu benim için; daha önce böyle bir şey okumamıştım. Yani edebiyat yok demiyorum, bambaşka bir edebiyat var demek istiyorum. Genel olarak kitabın absürtlüğü edebi tonu biraz hafif kalsa da bazı noktalarda kurduğu cümleler ve bazı eleştirileri oldukça güzeldi. Ama genel olarak Jean Sol Partre parodisinden sanırım hoşlanmadım. Çünkü doayen denebilecek bir yazar ve felsefeciye bu kadar itibarsızlaştırıcı bir eleştiri(?) yazılmasını estetik olarak doğru bulmadım. Bu yapılan eleştiri, parodi bana zekice ve entelektüel bir atıftan ziyade kıskanç bir çocuğun havlaması gibi durdu. Buradaki rahatsızlığım Sartre’ın eleştirilemez olması değil, Vian'ın bahsettiği Sartre değilde başka bir yazar olsaydı da bu şekilde sert ve hürmetsiz bir tavırla birisini körü körüne takip etmeyi eleştireceğine ikna olsaydım, bu beni rahatsız etmezi. Ama Vian bunu değil direkt Sartre'nin kendisine dair bir saldırıda bulunuyor bence. Bu kişisellik hoşuma gitmedi kısacası.Eleştiri fazlasıyla Sartre'ye yönelikti. İki yazarın hayat görüşleri, hatta dini görüşleri benzer noktalarda dursa da Sartre’da Tanrı’nın yokluğunda bile hürmete değer görülen bir insanî ihtiyaç varken, Vian’da “yoksa hiçbir şeye de değmez” gibi bir tavır görüyoruz. Sartre “annen ölse bile ona duyduğun ihtiyaç gerçektir ve kıymetlidir” derken, Vian bu ihtiyacı yetişkin bir adamın emzik emmek istemesi kadar absürt gösteriyor. Bu dalga geçer gibi