Kayhan T.

Bilinçaltının yüzeysel katmanı, az ya da çok, kesinlikle kişiseldir. Ben buna kişisel bilinçaltı diyorum. Fakat bu kişisel bilinçaltı daha derin bir katmana dayanır. Bu katman, kişisel tecrübelerle oluşmamıştır ve kişisel bir kazanım değildir, doğuştan gelmedir. Ben, işte derinlerdeki bu katmana ortak bilinçaltı diyorum. "Ortak" terimini seçtim, çünkü bilinçaltının bu kısmı kişisel değil, evrenseldir. İnsan ruhunun tersine, her yerde ve tüm insanlarda az ya da çok aynı olan bir içeriğe ve davranış biçimlerine sahiptir. Bir başka deyişle, ortak bilinçaltı, tüm insanlarda aynıdır ve böylelikle hepimizde mevcut olan insanüstü bir doğanın ortak ruhsal alt katmanını oluşturur. Ortak Bilinçaltının Arketipleri - Carl Jung (1934)
Sayfa 1703 - Kapı·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Tüm bunların arkasındaki şiddetle reddedilen gerçek şudur: İnsanlar, sadece kendisine saldırıldığında kendini savunan, sevgiyi arzulayan, nazik, dost canlısı yaratıklar değildirler ve büyük bir saldırganlık isteğinin, insanların doğuştan gelen içgüdülerinin bir parçası olarak görülmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, insanlar için komşuları sadece olası bir yardımcı ya da bir cinsel nesne değil, aynı zamanda saldırganlıklarını sergileyebilecekleri, karşılığını vermeksizin emeğini sömürebilecekleri, izni olmaksızın cinsel olarak kullanabilecekleri, sahip olduklarını ele geçirebilecekleri, aşağılayabilecekleri, acı çektirebilecekleri, işkence yapabilecekleri ve öldürebilecekleri bir cazibe noktasıdırlar. Homo homini lupus (insan insanın kurdudur); kendi hayatının ve tarihin kanıtları karşısında, kim bunun aksini söyleyebilecek cesarete sahiptir? Bu saldırgan zalimlik, genellikle bir kışkırtma olsun diye bekler ya da daha yumuşak önlemlerle de ulaşılması mümkün olan başka bir amaca hizmet etmeye doğru ilerler. Bunu destekleyen durumlarda, normalde orada mevcut olan akıldaki güçler çalışmayı durdurduklarında, söz konu zalimlik de, bir anda kendini gösterir ve insanları, kendi türünü bağışlamak fikrine sıcak bakmayan canavarlar, çirkin yaratıklar olarak afişe eder. Uygarlığın Huzursuzluğu - Sigmund Freud (1930)
Sayfa 1700 - Kapı·Kitabı okudu
Bizi, analiz sırasında dirençle karşılaştığımızda, mümkün olan tüm vasıtalarla iyileşmeye karşı kendisini savunan ve hastalık ve acıya inatla sarılan bir güç olduğunu hissetmekten daha fazla şaşırtan bir şey yoktur. Bu gücün bir kısmının suçluluk duygusu ve ceza ihtiyacı olduğunu tespit etmiştik, şüphesiz bu doğrudur; bunun egonun süper-ego ile olan ilişkisiyle ilgili olduğunu görmüştük. Eros ve Thanatos - Sigmund Freud
Sayfa 1698 - Kapı·Kitabı okudu
Diğer yandan her an belirli davranış normlarını takip eden ve id ve dış dünyanın yarattığı zorlukları dikkate almayan süper-ego tarafından izlenir; bu normlara uymadığı takdirde ego kendisini aşağılık duygusu ve suçluluk olarak gösteren gergin duygularla cezalandırılır. Böylece, id tarafından iteklenen, süper ego tarafından tereddütte bırakılan ve gerçeklik tarafından geri püskürtülen ego, kendi içinde çalışan güçleri ve etkileri azaltmak ve onlara belirli bir uyum kazandırmak yönündeki ekonomik görevini yerine getirmek için çabalar; bunları düşündükçe "Hayat kolay değil" sözünden neden vazgeçemediğimizi anlamak kolaylaşır. Zihinsel Kişiliğin Anatomisi - Sigmund Freud
Sayfa 1698 - Kapı·Kitabı okudu
Ama buradan yola çıkarak şu sonuca da ulaşmak gerekir: En saf mantıksal haliyle aklımız yaşamın gerçek doğasını, evrim hareketinin tam anlamını temsil edecek yetenekten yoksundur. Belli koşullarda, belirli şekillerde davranmak için yaşam tarafından yaratılmış olduğuna göre, kendisinin içinden çıktığı ve sadece bir yanını oluşturduğu yaşamı nasıl kavrayabilir ki? Kendi yoluna devam eden evrimsel hareket tarafından yaratılan şey nasıl olur da evrimsel hareketin kendisine uygulanabilir? Aynı şekilde parçanın bütüne eşit olduğu, etkinin sebebini içerdiği veya kumsaldaki çakıl taşının, onu oraya getiren dalganın biçimini gösterdiği de iddia edilebilir. Aslında, düşünce kategorilerimizden hiçbirinin - birlik, çokluk, mekanik nedensellik, zekânın kesinliği v.b. - hayattaki şeylere tam anlamıyla uymadığını hissederiz: kim bireyselliğin nerede başlayıp son bulduğunu söyleyebilir canlı varlık tek midir çok mudur, birçok hücre birleşerek bir organizma mı oluşturur yoksa organizma hücrelere mi bölünür? Beyhude şekilde hayatı bu ya da şu kalıba uymaya zorlarız. Tüm kalıplar kırılır. Bizim onların içine sokmaya çalıştığımız şey için çok dar ve her şeyden önce çok serttirler. Yaratıcı Evrim - Henri Bergson (1911)
Sayfa 1688 - Kapı·Kitabı okudu