Meselâ, daha 1903'de Paris'de Abdullah Cevdet'le Abdulhalim Memduh ve Yahyâ Kemal arasında, aynı tema üzerinde bir mısrâ söyleşmesi olmuştu. Önce Abdullah Cevdet, bu mısrâı, şöyle bir alışkanlıkla söyledi:
İsterim ölmek derâgūş eyleyüb bir makberi.
Bu mısrâın, Abdülhalim Memduh, şöyle söylendiği takdirde daha Türkçe olacağını ileri sürmüştü:
Bir kabri derâgûş ederek isterim ölmek.
Ancak bu mısrâın gerçekten güzel ve Türkçe söylenmesi için orada Türkçenin sırlarını kavramış, gerçek bir şâirin bulunması lâzımdı. Nitekim öyle oldu. Bu hakîkî şâir, Yahya Kemal, aynı mısrâı şöyle söyleyiverdi:
Bir kabri ben kucaklıyarak ölmek isterim.