28 Haziran 1855’de Bab-ı Ali Türkiye tarihinde ilk defa dış borçlanmaya gitti. Savaş giderlerini karşılamak üzere İngiltere’den, %5 faizle 5 milyon İngiliz altını aldı. Bundan böyle dış istikrarsızlıkların sonu gelmeyecek ve 20 yıl geçmeden Türk maliyesi iflas etmek tehlikesiyle karşılacaktır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sultan Mahmud 3 Mart 1829’da Türkiye tarihinde bir dönüm noktası olan kıyafet kanununu yayınladı. Bununla, bütün devlet memurları (ilmiye sınıfı hariç) fes, pantolon ve ceket giyeceklerdi. Kavuk ve sarık, şalvar ve çarık yasaktı. Sarık ve cübbeyi ancak ilmiye sınıfı taşıyabilecekti ki bugün de Batı’da dini sınıf, kıyafetleriyle ayrılırlar. Taassubu yenmek için resmini devlet dairelerine astıran II.Mahmud bu ıslahat aleyhinde bulunanları veya umursamayanları şiddetle cezalandırdı. Devlet adamlarının hepsi bu inkilaplarla kendisiyle aynı fikirde değillerdi. Fakat korkularından seslerini çıkartamıyorlardı. Halk da inkilapların lüzumunu anlayamamıştı. II.Mahmud’a “gavur padişah” diyorlardı.
“Vak'a-i Hayriye" (1826) diye anılan yeniçeri ve diğer Kapıkulu Ocaklarının ilgası Türkiye tarihinin büyük dönüm noktalarından biri hattâ modern devrin gerçek başlangıcıdır. 1839 Tanzimat'ı hattâ Cumhuriyet Vak'a-i Hayriye'nin bir neticesi şeklinde telâkki edilebilir. Türkiye'de Batı medeniyeti bu tarihle başlar. Doğu medeniyetinde en üstün seviyeye çıkan Türkler Batı medeniyetinde neler yapabileceklerini Vak'a-i Hayriye'den bu yana 140 yıldan beri tecrübe etmektedirler. Tarihî oluşum daha tamamlanmadığı için bu husustaki kesin hükmü, birkaç kuşak sonraki tarihçiler verecektir.
Yunan İhtilali 12 Şubat 1821
Mora'daki Türklerin bir kısmı Tripoliçe'ye can atmakla beraber çok büyük ekseriyeti katliâm edildiler. Yunanlıların öldürüldükleri Mora Türklerinin 40-50 binden az olmadığı muhakkaktır. Bunların içinde 400 yıl önce Mora'ya yerleşmiş Türk aileleri bile vardı. 5 Ekim 1821'de Tripoliçe'nin düşmesi faciayı tamamladı. Kaledeki asker ve sivil 8.000 Türk yeni doğmuş çocuklar bile ihmâl edilmeksizin öldürüldü.
Bâb-ı Âlî, o kadar himaye ettiği ve bir hükümdar derecesinde imtiyazlar tanıdığı Ortodoks Cihan Patriki Grigorios'un âsilerle iş birliği hâlinde olduğunu tespit edince 22 Nisan 1821 günü kendisini tevkif ederek Fener Patrikhânesi'nin orta kapısında astırdı. Göğsüne ihanetini anlatan bir yafta yapıştırılan Patrik'in cesedi üç gün İstanbullulara teşhir edildi. Yeni Patrik'in emriyle bu orta kapı, o tarihten itibaren kapatılıp iptal edildi ve bir Türk devlet veya hükûmet başkanı aynı yerde asılıncaya kadar açılmamasına karar verildi. Bâb-ı Alî ihtilâlin başında olanlarından yakalayabildiklerini imha etti. Bunların arasında Edirne, Kayseri, Tarabya ve Edremit piskoposlarıyla bir kaç Fenerli Rum beyi de asıldı. Bu Fenerli Rum beyleri Boğaziçi'nde muhteşem saray ve konaklarda yaşayan, bilhassa armatörlükle zengin olan, Bâb-ı Âlî'nin Eflâk ve Boğdan prenslerini aralarından seçtiği bir kitleydi.