Öyle ki, en özgün zihinler ve en yaman ruhlar dahi kalabalığı aşıp gün yüzüne çıkamayacaktır.
O iradeleri kırmaz ama esnetir, eğer ve yönlendirir.
Nadiren eyleme zorlar ama eyleme geçilmesine daima karşıdır.
Yakıp yıkmaz ama doğmasına da izin vermez.
Hiç tiranlık yapmaz, rahatsız eder, sıkıştırır, parlatır, söndürür, sersemletir, velhasıl, her ulusu iktidarın çobanlık ettiği, uysal ve çalışkan bir hayvan sürüsüne çevirir.
Böylece devlet zenginlerin parasını borçlanma yoluyla kendine çekerken, yoksulların üç kuruşunu da tasarruf sandıkları vasıtasıyla keyfince kullanır. Ülkenin zenginlikleri sürekli onun yöresine ve onun ellerine akar. Koşullar ne kadar eşitlenirse bu yığılma o kadar artar zira demokratik bir ulusta sadece devlet kişilere güven verir çünkü sadece devlet belli bir güce ve sürekliliğe sahip görünür.
Aslında eşitlik iki eğilim üretir: Biri insanları doğrudan bağımsızlığa yöneltir ve bir anda anarşiye dek sürükleyebilirken diğeri daha uzun, daha gizli ama daha kesin bir yoldan köleliğe taşır.
Halklar bu eğilimlerden ilkini kolayca tespit eder ve ona direnirler; ikincisine ise fark etmeden kapılırlar; dolayısıyla bu ikinci eğilimi görünür kılmak özellikle önemlidir.
Bana gelince, eşitliği itaatsizliği ilham ettiği için suçlamak söyle dursun, onu esasen bundan ötürü takdir ederim.
İnsan davranışlarını iki türlü norm yönetir: sosyal normlar ve pazar normları. Bir iş için ödül verilince, ilişkinin içine pazar normu girer. Davranışlar, iyilik olmaktan çıkar, paralı hizmete dönüşür. Bu da kişilerin değerlerini öldürür.