“Cehennem dediğin yer alevli değil, klimalı olabilir.”
Yani Gündüz Vassaf diyor ki: “Yanıyoruz da haberimiz yok.”
Şimdi sen sanıyorsun ki cehennem nedir? Ölüp gideceksin, sonra biri seni kebap yapacak, ama önce sıraya gireceksin… Hayır! Cehennem tam da şu an, şu sandalyede oturduğun yerde başlıyor. Çayını yudumlarken, pazartesi sabahı çalan o alarmla başlıyor. Yani aslında Vassaf diyor ki:
“Cehennem o kadar normal ki, adı da ‘günlük hayat’ olmuş.”
Kitap öyle güzel ters köşe yapıyor ki, seni seninle dövüyor. Ama öyle yumrukla değil; düşünceyle. Özgürüm zannediyorsun mesela… Gülmeyeyim mi? Sabah saat 7’de kalkıp 8’de okul/iş, öğlen belli, akşam dizi, hafta sonu AVM. Diyor ki yazar:
“Sistemi faşist yapan şey, senin ona gönüllü olarak katılman.”
Bak, mesela çocuklara “uslu dur” diyoruz ya… Uslu? Neye göre uslu? Sisteme göre. Otur, sus, kafanı öne eğ… Vassaf burada bas bas bağırıyor aslında ama ses tonuyla değil, zeka tonuyla:
“Biz çocuklara kötülüğü öğretiyoruz ama adına terbiye diyoruz.”
Eğitim sistemini, hastaneleri, tatilleri, yaşlı bakım evlerini tek tek masaya yatırıyor. Diyor ki:
“Burası özgürlük değil, düzgün görünümlü bir hapishane.”
Ama müebbet değil ha, çünkü sen kapıyı açık tutuyorsun.
Kendi gardiyanı kendin olmuşsun farkında değilsin.
Kitap felsefi olarak da tokat gibi. Araya Sartre mı dersin, Foucault mu, Camus mü… Ama arada şöyle de bir replik geliyor:
“İnsan hayvanları evcilleştirdi, şimdi sıra kendine geldi.”
Yani sen seni evcilleştirmişsin, üstüne de ödül olarak kendine tatil ayarlamışsın!
Ve o tatile “özgürlük” demişsin…
Ama o tatil de turla! Yani saat 9’da otobüs kalkacak. Ne özgürlüğü?
⸻
SONUÇ:
Cehenneme Övgü, bir tür “gülümseyerek fark ettirme” kitabı. Komik değil, ama güldürür.