“Bir ömür anlam aradım, ama kitaplar bana hep sorular verdi.
Okudukça bilgelik değil, belirsizlik büyüdü içimde.
Belki de hakikat, tam da bu belirsizliğin içindeydi.”
Paylaştığım görseller bana aittir.
“Korkuya yer yok.
Korku akıl katilidir.
Korku, tümüyle yok edene dek içime girmesine izin vereceğim.
Korku geçtiğinde, içimdeki yoluna bakacağım.
Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey kalmayacak.
Sadece ben kalacağım.”
“Tanrı’yı oynayan ellerin titrek hikâyesi…”
İnsan beyni…
Bir ceviz kabuğu kadar narin, bir evren kadar karmaşık.
Ve o evrenin içinde neşterle yürüyen bir adam: Henry Marsh.
“Sakın Zarar Verme”, yalnızca bir beyin cerrahının meslek anıları değil; aynı zamanda bir vicdanın, bir korkunun, bir kibirin ve bir pişmanlığın itirafnamesi.
Her sayfada ameliyat masasına sadece hastalar değil, doktorun kendi içi de yatırılıyor.
Tıp dünyasının steril görünmeyen tarafını gösteriyor Marsh. Yanılgılar, çaresizlikler, sistemin çarklarında sıkışmış idealizm…
Yani özetle: “Doktorlar da insandır” cümlesinin röntgeni.
Bazı yerlerde eliniz terliyor; çünkü okuduğunuz sadece bir vaka değil, bir insan hayatı.
Bazı sayfalarda gözleriniz doluyor; çünkü doktor olmanın ‘tanrısallık’la değil, ‘sınırlılık’la ilgisi olduğunu fark ediyorsunuz.
Bu kitap bir teşekkür, bir özür ve bir mektup.
Hastalara, tıbba ve en çok da kendine.
Eğer bir gün hayatınızı birine emanet etmek zorunda kalırsanız, bu kitabı okuyun.
Ve eğer bir gün birinin hayatı size emanet edilirse, bu kitabı tekrar okuyun.