İlk sevgilinin gülüşüne benzer
Bir Nisan havası değil mi esen?
Zincirlere, kelepçelere inat,
Kanatlarımı açmak zamanıdır;
Allah’a ısmarladık kaldırımlar.
O günü görmek için sade bekleyeceğiz,
Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları.
Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz,
Bir sabah dökülecek baharların baharı.
Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır,
Baş başa kalacağız kenarında bir suyun,
Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır,
Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun.
Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle,
Bir melek ordan bize uzatacak elini.
Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle.
Ümitlerin en güzelini!..
Cahit Sıtkı Tarancı
Annem zor bir kadındı. Hatta bazen dayanılması pek güçtü. Ama gariptir, yaşamımda verdiğim önemli kararlarda hiç bana karşı çıkmadı. Mutlu ve başarılı olduğum sürece, o da mutluydu.
Bağdat, yukarıdan bakılınca, ortasından akan Dicle Nehri, sıra sıra dikilmiş uzun hurma ağaçları ve çoğu turkuvaz renkli, çini kubbeli camileriyle çok cazip görünüyordu. Ama bir kez daha bakınca onun ne kadar geri kalmış, çöl rüzgarlarıyla hırpalanmış, renksiz, tozlu bir şehir olduğunu görmemek olanaksızdı. Yolların pek azı asfaltlanmıştı. Sarı ya
da gri taşlardan yapılmış binalar, kutu gibi ilkel şeylerdi.
Öteki evlerse kerpiç kulübelerden başka bir şey değildi. Ülke kargaşa içindeydi.
"Yabancı bir ülkede, yabancı bir kültürle ilk kez karşılaşacaksınız. Sakın bazı şeyler alıştığınızdan farklı olduğu için eleştirmeye kalkmayın. Açık fikirli olun. Gördüklerinizden sürekli bir şeyler öğrenmeye çalışın."