“Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hristiyanlara) indirildi. Doğrusu biz onların okumasından habersizdik.” dersiniz diye (Kur’an’ı indirdik).
Her Türk entelektüeli gibi İzzet de koyu
bir Mustafa Kemal hayranıydı. Çünkü Mustafa Kemal
yalnızca büyük bir asker değil aynı zamanda edebiyat
meraklısıydı.
Nisa İzzet'in karşısına oturmuş kahvesini içerken, İzzet belli etmeden onu inceliyordu. Nisa'nın çarpıcı güzelliğinden çok etkilenmişti.
Uzun yıllar sonra babam ilk tanıştıkları günü bana anlatırken "Annen gibi klasik hatları ve güzellikleri olan kadınlar genellikle mermer gibi soğuk olurlar. Ama annenin öyle canlı, öyle sıcak bir kişiliği vardı ki, herkesin aklını başından alırdı" demişti.
Emin Eniştem bastonunun sapıyla şakağını kaşıyordu, "Hep düşünürüm, Atatürk olmasaydı halimiz nice olurdu diye".
Ahmet Eniştem, "Ne olacak, mahvolmuştuk, bitmiştik" dedi. Dünya Savaşı'ndan sonra Müttefıkler ülkeyi bölüp bölüp paylaşacaklardı. İngilizlerin Ortadoğu'da yaptıkları gibi".
Orhan Kemal’in El Kızı kitabını bitirdiğimde, toplumda kadın olmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu bir kez daha derinden hissettim. İster iyi ol, ister kötü; ister evine bağlı ol, ister olma, bu toplumda kadınsan hayatın her zaman zor ve bir şekilde dışlanmaya mahkumsun.
Kitabı okurken beni en çok yaralayan şey, bir kadının yine bir kadına yaptığı zulüm oldu. Nermin, altı yıllık evliliği boyunca canını dişine takıp çabalarken, kayınvalidesinin türlü oyunlarıyla bir anda kapı dışarı ediliyor. Aslında o kayınvalide de bir zamanlar gelindi ama roller değişince yaşadıklarını unutup gelinini bir rakip, oğlunu ondan çalan kötü bir kadın gibi görüyor. Türk toplumunda kayınvalide figürü maalesef çoğu zaman bu kilit noktada duruyor ve gelin ne kadar iyi olursa olsun hep "kötü" yaftası yemeye hazır bekleniyor.
Burada sadece kayınvalideye değil, Mazhar’a da çok kızıyorum. Karısının ne kadar sessiz olduğunu, evin tüm işine koştuğunu bildiği halde annesinin iki yüzlülüğüne kanıyor. Kayınvalidesi, oğlu gelmeden on dakika önce eve gelip sanki tüm işi o yapmış gibi davranırken, Nermin’i bütün gün gezmekle suçluyor ve Mazhar buna inanıyor. Arada bir aracı olmadan karı koca arasında konuşulması gereken meselelerin bir anne figürüyle duvarlara çarpması, aslında "ev ev üstüne olmamalı" gerçeğini yüzümüze vuruyor. Bazı anneler oğullarını koca rolünde gördüğü için, eve giren her kadına "el kızı" diyerek savaş açıyor.
Nermin’e gelirsek; onun bu aşırı saflığı, "vur ağzına, al lokmasını" tarzındaki hali beni gerçekten sinirlendirdi. İnsan biraz gözü açık olmalı; bu kadar pasif kalmak sonunda onu hapishanelere, bağımlılığa ve korkunç bir hayatın içine sürükledi. Kitapta iyilik ve kötülük öyle uçlarda ki, sanki eski bir Türk filmi izliyor gibi hissettim. Özellikle Mazhar’ın hayatına giren
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,3bin okunma