"Surları ayakta tutan üst üste yığılmış taşlar, kirişler, sütunlar değil ki; hikayelerdir, şehrin hikayeleri ... O kadar güçlü, o kadar sökülüp alınamaz hikayeler ki bunlar ... Bu yüzden ayakta kalıyor bu şehir, bu surlar, bu halk . . . " demişti. Sadece şehriyle övünür gibi söylemiyordu. Taşın, toprağın, surların hakkı yenmesin diye anlatıyordu sanki. Diyarbakırlıların gözlerindeki o dolgun fazlalıkla bakıyordu. Kelimelerin hiçbir zaman yetmeyeceğini bilmenin bakışlara yüklediği o dolgunlukla ...