Türkiye’nin tartışılmayacak en belirgin özelliği sosyal çeşitliliğiydi. Dışarıdan gelip ülkeyi yeni tanıyan biri insanların kılık kıyafetine, tarzına, rengine, şivesine, yiyip içtiğine, inanç biçimine bakıp burada onlarca farklı dil konuşan onlarca çeşit ırk bulunduğuna karar verebilirdi. Slav sarışını, Arap esmeri, Orta Asya çekiği, Akdeniz kumralı, tesettürlüsü, yarı çıplağı, pankçısı, dindarı, deisti, hepsi bu coğrafyanın genetiğinin parçasıydı. Bunca çeşitlilik gerçeğin değişken olduğu bir toplum yaratmıştı ve erdemler, prensipler, bakış açıları birbiriyle çelişir, çatışır hale gelmişti. Azgar için geride bıraktığı Afganistan öngörülebilir, yerleşik usullü, sürprizsiz, tekdüzeyken, Türkiye sersemletici bir manzaranın resmedilmiş haliydi.