Bazı yıldızlar patlayıp parçalanmak "zorundadır" ki bu yolla çekirdeklerinde olușan ağır elementler dağılıp -milyarlarca yıl sonra - bir gezegene dönüşe bilsin ve ara sıra organik bir yaşam yaratabilsinler.
Savașlarda neyin düșmanın iși olduğu neyin olmadığı anlaşılmaz hale gelmişti. Kendi halkını bir başka ulusa düşman etmek için bir ülke kendi
topraklarında - yapay olduğu su götürmeyen - öyle "doğal" felaketler yaratıyordu ki, vatandaşlar bundan düşmanın sorumlu olduğu konusunda şüphe duymuyorlardı.
Ancak günümüzdeki yağmurlar öyle tahrip ediciydi ki yolları, enerji hatlarını, fabrika çatılarını mahvediyorlardı. Üstelik bunlara
kirliliğin mi yoksa düşman sabotajının mı neden olduğuna karar verilemiyordu. Her șeyde aynı durum
geçerliydi. Çiftlik hayvanları telef oluyordu ama acaba hastalık doğal mıydı yoksa yapay mı? Kıyıda
patlak veren kasırga bir tesadüf müydü, yoksa her biri virüsler kadar küçük olan, okyanus üzerindeki
hava kütlelerine sızan görünmez bir mikrometeorolojik ajan sürüsü tarafından mı yaratılmıştı? Kuraklık doğal mıydı - öldürücü olduğu kesindi ama - yoksa yağmur bulutlarının rotasını ustalıkla değiştiren
gizli bir el tarafından mı yaratılmıştı?
İnsanlar bir süre sonra bilgisayarların ağzına bakar hale geldiklerini fark etmekte çok gecikti. Bilgisayar hafızasına bağlı verilere dayansalar da akıl yürütme, yargıya varma işini kendilerinin yaptıklarımı sanıyorlardı.
Oysa aslında bilgisayar merkezleri tarafından işleme sokulmuş malzemeleri değerlendiriyorlardı ve
bu malzeme insanlığın kaderini tayin eden kararları saptıyordu.
İnsanlar artık gerçek bir siyasi ya da
askeri güç sayılmadıklarına göre onları propaganda aracılığıyla ikna etmenin ya da düșmanla işbirliğine zorlamanın gereği de kalmamıştı.