Gezegene baktıklarında, haber kaynaklarındaki o pespaye, saçma sapan siyaset pantomiminin sahnelendiği yer olduğuna inanmak, hatta onun izini bile görmek çok zor; bu pantomim her şeyin olup bittiği o yüce, görkemli sahneye bir hakaret, onun şefkatine bir saldırı adeta; değilse de, dert edilmeyecek kadar önemsiz.
Daha sonra altısı birden uzay yürüyüşlerinden söz ederken, hissettikleri dejavuyu tarif ediyorlar - orada daha önce de bulunduklarını biliyorlar. Roman bu duyguya rahimden kalma, daha önce hiç temas edilmemiş anıların yol açabileceğini söylüyor. Uzayda süzülüp durmanın bende yarattığı duygu bu, diyor. Henüz doğmamış olmak.
kişi sayısından bir eksik iskemlenin bulunduğu şu müzikli sandalye kapmaca oyunu gibi, ne var ki müzik sürdüğü sürece oturacak yer sayısı önemsiz, herkes hala oyuna dahil. Yeter ki durma. Hare ket etmeye devam et.
Buradan bakıldığında Dünya cennet gibi. Renkle dolup taşıyor. Umut veren bir renk cümbüşü. O gezegenin üzerindeyken yukarı bakar ve cennetin başka yerde olduğunu düşünürüz ama burada astronotlarla kozmonotlar ara ara şöyle düşünür: Belki de Dünya'da doğmuş olan bizler, hepimiz çoktan öldük ve ahi rette, öteki dünyadayız. Ölünce bilinmedik, inanılması güç bir yere gitmek zorundaysak, şu camsı, uzak küre o güzelim, yapayalnız ışık oyunlarıyla buna pekala uygun bir yer.