Son zamanlarda kitapları konusuna bakmadan okuyorum ki, bir beklenti oluşmasın. Bu kitap sırf ismi ile cezb etti beni ve çok beğenildiğini de biliyordum. Ama malesef beni tatmin etmedi. Evet, yazarın kurduğu cümleler çok güzel, anlamlı. İnsan doğası, duygular, hatta hayata dair herşeyle ilgili fikirlerini çok güzel yedirmiş romana. Ama romanın konusu çok basit, çok tekdüze, bazı karakterler sırf karakter sayısı yeterli olsun, romandan sayılsın diye oraya konmuş gibi.
(Bundan sonra spoiler)
Mesela, Nini karakterinden bahs edilmesinin pek bir anlamı yok. Karakter açılmamış. Konrad ne hissetti, Krisztina ne düşünüyordu? Hiç bir şey bilmiyoruz. Her şey tek bir insanın - generalin bakış açısından sunuluyor. Bu da çok sıkıcı. Zaten kitabın yarıdan çoğu bir monolog. Diyalog da değil, bildiğiniz monolog. Sonlara doğru belki bir sürpriz olur, belki general yanılmış ve 41 yıl boşuna kuruntularla yaşamış diye düşündüm. Hatta sonunda Konradın karısına değil de, kendisine aşık olduğu için kaçtığını öğrenseydi, (çünkü başlarda sanki öyle bir hava vardı - dosttan çok aşık gibiydiler) o zaman daha farklı bir eser olarak aklımda kalırdı. Bu haliyle malesef yazar kendi potansiyelini ortaya koyamamış diye düşündürttü bana. Dediğim gibi, bu akılla, bu yetenekle daha iyi bir şeyler yaza bilirdi, konu çok vasat kalmış bana göre.
İnsanların ayılıp-bayılma sebepleri de yazarın güzel cümleleri diye düşünüyorum. Ki benim de bol-bol altını çizdiğim yerler oldu ve alıntılar paylaşıcam. Ama benim için güzel cümleler güzel roman demek değildir, esere bütün olarak bakar ve öyle değerlendiririm. Bu yüzden sadece 4 puan verdim. Mumlar Sonuna Kadar Yanar
M. her zaman her sevdiği kadına dediği gibi ona da “biricik”, diyecekti, “en”, “tek”, “ilk”, “son” diyecekti. Çünkü M. âşık olma duygusuna bir türlü alışamazdı. Hep “biricik”, “en” vb gibi pek inandırmayan, sevimli aşırılıklara kaçardı.
Onun için kadının kendisi değil, çektiği yalnızlığın giderilmesi önemliydi, fotoğraflarda kolunda güzel çıkması kadının.