Buradan dağlara bakarım. Görkemli dağlara. Gözyaşı dağlara. Gökyüzü dağlara. Uzaklarda kalmış bütün yalnızlıklarım toplanıp gelmiş de beni yanlarına çağırıyormuş gibi bakarım. Susarım. Camlar tarazlanır. Her kirpiğimde bir puhu, çok uzaklardan ince tülbentlerde bir akşamı alır getirir…
…Ben bakarım. İçime bakar gibi bakarım. Kalabalıktan korkar gibi bakarım. Selvilerle konuşur gibi bakarım. Bütün ayrılıklardan geriye kalmış ağıtlar gibi bakarım. Her taşı, her gölgesi, her rüzgârı yaşadığım zamanlardan bir sonsuzluk bağışıymış gibi bakarım…
Feragat tutkusu, aklıma gelir gelmez, saplantıya dönüşüyor. İyi de, nedir feragat edeceğim?
Vaktiyle herhangi biri olmayı çok istediysem, sırf günün birinde, Yuste manastırındaki Charles Quint gibi, “Artık hiçbir şey değilim” diyebilme zevki içindi bu.