Kalp, bir duygusal baş dönmesidir. Çok başka olan bir şeye kalp dememek lazım. Kalbimiz ancak muhakememizin ve mantığımızın onayı altında doğruyu söyler.
Bir erkek için elli yaş nedir ki? Biraz çaptan düşmek, onların çapkınlığına engel değildir, hatta bazıları kırlaşmış şakaklarıyla gencecik kızları tavlarlar. Oysa biz kadınların kan ve dişilik sisteminde her şey için sınır otuz beş yaştır, yani eksiksiz İnsanlığımız için; ve elli yaşına geldiğimizde miadımızı doldurmuş, doğurma yetimizi kaybetmiş oluruz, artık doğa karşısında bir süprüntüden başka bir şey değilizdir.
Bizim cinsimiz farklı davranıyor, ağrılara daha bir sabırla katlanıyor, tahammüllüyüz biz; deyim yerindeyse ağrı çekmek için doğmuşuz. Çünkü bir kere doğal ve sağlıklı ağrıyı tadıyoruz, Tanrı’nın istediği, kutsal doğum sancısını, tamamen kadınlara özgü bir şey bu, erkekler bundan kurtarılmış ya da mahrum bırakılmış. Aptal erkeklerin bizim attığımız yarı bilinçsiz çığlıklardan ödleri patlıyor; kendilerini suçlayarak başlarını ellerinin arasına alıyorlar ve biz attığımız her çığlıkta aslında onlarla alay ediyoruz.
“Bayramların, tatillerin peş peşe gelmesi de herkesi büsbütün telaşa sürükler. Hep derim ya, bir yıl gerçekten tatil yapıp bayram koşuşturmaını bir yana bırakmalıyız.“