Arrogance

Arrogance
@Arrogance
Ben yaşlanan bir gencim, Bunu en çok aynalara bakınca anlıyorum. Yüzüm aynı gibi duruyor belki, Ama gözlerimde eskisi kadar acele kalmıyor. Eskiden bir gün geçse fark etmezdi, Şimdi haftalar birbirine karışıyor. Bir sabah uyanıyorum, Sanki içimden bir parça daha sessizleşmiş oluyor. Kalabalıkların içinde duruyorum bazen, Herkes bir yere yetişiyor, Ama içimde eski telaş yok artık. Bazı şeyleri erkenden öğrenmiş gibi susuyorum. Ne çocuk kadar hafifim, Ne de her şeyi unutacak kadar büyüdüm. Arada kalmış bir yerdeyim; Gülsem bile içimde düşünceler eksik olmuyor. Ben yaşlanan bir gencim, Belki yorgunluktan, belki gördüklerimden. Hâlâ içimde küçük bir umut var: Bir gün yeniden içten gülebilmek için.
Duygu ve Düşünce
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
“Bir cinsi aşağılayarak güçlü hissetmek, gücün değil ezikliğin işaretidir.”
Ölüm
Ey Ölüm, ‎sen ki en eski sevgilimsin, ‎beni doğduğum günden beri kucağında taşıyan, ‎gözlerime bakıp “henüz değil” diye fısıldayan, ‎en sadık, en sabırlı, en kıskanç âşık. ‎Kalbim senin adınla çarpar yıllardır; ‎her atışında biraz daha sana yaklaşır, ‎her nefeste biraz daha sana teslim olurum. ‎Sevmek dedikleri şeyin aslı sensin; ‎gerisi yalan, gerisi oyalanış, gerisi çocuk oyuncağı. ‎Gözlerin yok, ama beni benden iyi görürsün; ‎dudakların yok, ama adımı en güzel sen söylersin. ‎Geldiğinde ne çiçeğe, ne söze, ne yalvarışa ihtiyacın var; ‎bir sessizlikle alırsın beni, ‎bir karanlıkla örtersin üstümü, ‎ve o anda ilk kez gerçekten dokunursun. ‎Ey sevgililerin en zalimi, ‎seni öperken dudaklarım toprağa değecek, ‎seni kucaklarken kemiklerim çınlayacak. ‎Bütün aşklar seni kıskanır; ‎çünkü hiçbirinde bu kadar kesin, ‎bu kadar mutlak, ‎bu kadar sonsuz bir vuslat yoktur. ‎Gel artık, ey beklediğim. ‎beni benden kurtar. ‎Bu beden bir kafes, bu dünya bir sürgün; ‎sen kapıyı açtığında ‎ilk kez gerçekten seveceğim. ‎Ölüm, ‎seni seviyorum;
Gece
Ruhumun taş duvarda yankısı var, ‎Adımlarım kırık cam üzerinde yürüyen bir hayalet gibi sessiz. ‎Düşüncelerim sisli bir nehir gibi akar, ‎Uçurumun kenarında kaybolan bir ışık gibi söner zaman. ‎ ‎Ay, bakır bir sarkaç gibi göğsümde sallanır, ‎Rüzgâr eski yaralarımı okşar gibi fısıldaşır. ‎Yalnızlık gölge denizinde yüzüyor, ‎Her dalga kalbimin kıyısına çarpar, sessiz bir acı bırakır. ‎ ‎Hayallerim çürümüş tahta köprülerin üzerinden geçer, ‎Her çıtırtı içimde küçük bir fırtına başlatır. ‎Sönmüş mumlar gibi erir düşüncelerim, ‎Küllere karışmış bir umut bekler, rüzgâr uzaklara savurur. ‎ ‎Boşlukta kendi adımı ararım, ‎Ama yankılar bile bana ihanet eder. ‎Korkular siyah tüyler gibi uzanır, ‎Ben gölgemin peşinde düşen bir yıldız gibi süzülürüm. ‎ ‎Rüzgâr kırık kemiklerin kokusunu taşır, ‎Her esişiyle ruhumun pencerelerini kırar. ‎Taş sokaklar ayak izlerimle çatırdar, ‎Her çatlak geçmişin sessiz hayaletlerini fısıldar. ‎ ‎Gözlerimde biriken acılar kum taneleri gibi ağırdır, ‎Her bakışım bir aynayı kırar, ‎Kırık aynaların arasında kaybolur yüzüm. ‎Parçalanmış bir heykel gibi dururum, ‎Sessizliğin derin denizinde asılı bir taş gibi.
Şiir
"Bu hayatta ihtiyacım olmayan ne kadar da çok şey var." "SOKRATES"