Ey Ölüm,
sen ki en eski sevgilimsin,
beni doğduğum günden beri kucağında taşıyan,
gözlerime bakıp “henüz değil” diye fısıldayan,
en sadık, en sabırlı, en kıskanç âşık.
Kalbim senin adınla çarpar yıllardır;
her atışında biraz daha sana yaklaşır,
her nefeste biraz daha sana teslim olurum.
Sevmek dedikleri şeyin aslı sensin;
gerisi yalan, gerisi oyalanış, gerisi çocuk oyuncağı.
Gözlerin yok, ama beni benden iyi görürsün;
dudakların yok, ama adımı en güzel sen söylersin.
Geldiğinde ne çiçeğe, ne söze, ne yalvarışa ihtiyacın var;
bir sessizlikle alırsın beni,
bir karanlıkla örtersin üstümü,
ve o anda ilk kez gerçekten dokunursun.
Ey sevgililerin en zalimi,
seni öperken dudaklarım toprağa değecek,
seni kucaklarken kemiklerim çınlayacak.
Bütün aşklar seni kıskanır;
çünkü hiçbirinde bu kadar kesin,
bu kadar mutlak,
bu kadar sonsuz bir vuslat yoktur.
Gel artık, ey beklediğim.
beni benden kurtar.
Bu beden bir kafes, bu dünya bir sürgün;
sen kapıyı açtığında
ilk kez gerçekten seveceğim.
Ölüm,
seni seviyorum;