Bir Çöküşün Öyküsünü okurken en çok beni etkileyen şey, yaşananların ne kadar tanıdık olmasıydı. Ortada büyük olaylar yok ama insanın içini kemiren düşünceler var. Ve bazen zaten insanı yıkan da tam olarak bu oluyor. Kitap, bir insanın kendi zihninde yavaş yavaş nasıl çöktüğünü anlatıyor. Her şey küçük bir anla başlıyor, sonra düşünceler büyüyor, kontrol kayboluyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir hayatın içinde, insanın iç dünyasında fırtınalar kopuyor.
Stefan Zweig insan psikolojisini öyle iyi anlatıyor ki okurken rahatsız oluyorsun. Çünkü bu hikâye yabancı gelmiyor. “Ben olsam ne yapardım?” diye değil, “ben de böyle hissettiğim anlar yaşadım” diye düşünüyorsun. Kitabı bitirdiğimde şunu fark ettim: İnsan bazen en büyük darbeyi başkasından değil, kendi düşüncelerinden alıyor ve çöküş, çoğu zaman sessizce oluyor. Bir Çöküşün Öyküsü, kısa ama etkisi uzun süren bir kitap. Okuyup geçilmiyor, insanın içinde kalıyor. Stefan ZweigBir Çöküşün ÖyküsüArvas
Beyaz Gemi’yi bitirdiğimde içimde garip bir sessizlik kaldı. Öyle hemen geçip giden bir hüzün değil; insanın içine oturan, düşündükçe ağırlaşan türden. Kitap kısa ama anlattıkları çok büyük. Hikâye bir çocuğun gözünden anlatılıyor ama aslında büyüklerin dünyasına sert bir bakış bu. Masallar, efsaneler ve hayaller çocuğun kaçışı; çünkü gerçekler onun için fazla acı. Okurken fark ediyorsun ki asıl yaralayıcı olan yaşananlar değil, insanların buna alışmış olması.
Cengiz Aytmatov acındırmıyor, bağırmıyor, ders vermeye çalışmıyor. Sadece gösteriyor. Ve insan gördüklerinden utanıyor biraz. “Biz ne zaman bu kadar duyarsız olduk?” diye düşünüyorsun. Kitap bittiğinde mutlu olmuyorsun ama eksilmiş de hissetmiyorsun. Sadece daha fazla düşünüyorsun. Çocukluğu, vicdanı, merhameti… Belki de en çok, kaybettiklerimizi. Beyaz Gemi, herkese iyi gelen bir kitap değil.
Ama herkesin bir gün okuması gereken kitaplardan biri. Beyaz GemiArvasCengiz Aytmatov