Kitapla ilgili cümleleri toparlamak zor. Zaman ve mekan bağlantısı olmayan sanki bir rüya anlatan ama gerçeklerin de olduğu bir kitap. Yazarımız Sadık Hidayet bulunduğu coğrafyaya ait olamamış ve aidiyeti başka yerlerde aradıysa da bunu da başaramamış bir şahsiyet. Arayışların, umutların olduğu hayat hikayesi de hüzünlü şekilde gurbet topraklarında son buluyor. Kitapta da sürekli olan bir arayış var ve kitabı bitirseniz bile herhangi bir sonla karşılaşamıyorsunuz. Çünkü zamanın mekanın olmadığı bir yerde sonun da olmayışı gayet tabi. Kitapta ana karakter ve onunla birlikte erkek yan karakterler aslında tek bir kişiyi temsil ediyor. Kalemdan, hurdacı, kalemdanım resmedip daha sonra hayalini gördüğü yaşlı adam aslında aynı kişi. Ve olaylar da döngü halinde zaman zaman aynı noktalara değiniyor hatta aynı cümlelere rastlıyoruz. Kalemdanın eşi-kahpe- annesi bayader, kalemdanın öldürdüğü kadın da aynı şekilde hep tek bir kişiyi temsil eder. Burda bence anlatılmak istenen hayatın döngüsü, yaşadığımız yaşam basamakları, insanın iç dünyasının karmaşasının hayatın kendisini nasıl etkiliyor oluşu. Kadın karakterler ise annenin bayader oluşu babası ve amcasının ikiz ve hangisinin gerçek babası olduğunu bilmemesi net bir temele oturmamış bir hayat başlangıcı. Aslında annesi veaşık olduğu ve öldüdüğü kadınların tek kadın olma ihtimali tam benim kafama oturmuyor fakat kitabın asıl noktasının bu olduğunu düşündüğümden böyle diyorum. Adamın aşık olduğu kadına farklı zaman ve yerlerde karşılaşması ve gerçekten uzak olayların yaşanması, tesadüflerin sıralanması…
Kitap böyle sürüp gidiyor. Kitabın en sonunda yazarın yakın arkadaşı Bozorg Alevi nin kitap incelemesi ve yazarın hayatı içerikli yazısı kitaptaki havada kalan yerleri dolduruyor.
Kitap okurken hem keyif veriyor hem zorluyor.