Merhaba Arthur. Seninle tanışmama bir inceleme vesile oldu. Doğrusu pek bir övgüyle bahsediyordu bu kitabından. Merak işte, okuyayım dedim. Kitabının PDF'sini indirdim ve okumaya başladım. Kitabının başlangıcı da dilin kadar akıcı olmuştu. Göz atayım derken bir baktım kitabı yarılamışım. Üslupta sıkıntı yoktu amenna ama yazdığın her şeye katıldığımı söyleyemeyeceğim. Hatta aşka bakışın çok acımazsızca olmuş ve bana kalırsa biraz da gerçek dışı cümleler kurmuşsun. O yüzden seninle biraz atışacağım (tek taraflı olacak farkındayım).
"Her şeyden önce, erkeğin tabiatı gereği aşkta kararsızlığa, kadının ise vefakârlığa eğilimli olduğunu belirtmek gerekir. Erkeğin aşkı, tatmin olduğu andan itibaren gözle görülür bir şekilde azalma eğilimine girer; neredeyse bütün kadınlar, ona, zaten sahip olduğu kadından daha çekici gelecektir, değişikliğe özlem duymaktadır. Öte yandan, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. " demişsin. İlk işaretlediğim paragrafın bu oldu. Sonra "evlilikte sadakat erkek için yapay, kadın içinse doğal bir şeydir..." gibi bir cümle kurmuşsun. Bu söyediklerine önce hak verdim ama sonra penceremi daha geniş tutup olayı daha farklı açıdan ele aldım ve aslında söylediğin şeylerin altında çok farklı sebepler yer alıyor. Hiçbir kitap, dizi, film, belgesel vb. gibi şeylerde kadını insan yerine koyup da duyguları olduğunu vurgulayan bir şeye denk gelmedim. Yani sen şimdi diyorsun ki erkek her zaman hoppa, aklı bel altına kaçık, doymayan, yetinmeyen, namus kavramından yoksun, hayvanlar gibi iç güdülerine hizmet eden bir mahluk mu? Düşünüyorum da acaba bu gibi söylemlerle erkekleri hoppalığa iten, sizin gibi bağnaz düşünceli insanlar mı oluyor? Neden erkeğin yaptığı her şey normalmiş gibi ele alıp da ahlaktan yoksun, hayvandan aşağı bir kimliğe