Bu onun memleketi ilk dönüşüydü. Ağustosta, Trablus düştükten sonra yeniden gitti, annem de onunla beraber. Ben sona kalmıştım, en gençtim ve sonuncuuydum, tıpkı çocukken bana hep kendiminkinden önce anne babamla ağabeyimimin bardaklarını doldurmamın söylendiği gibi.
Sanki Libya’dan ayrıldığımız andan itibaren bir yanım hiç büyümemişti. David Malouf’ un aforoz edilmiş haliyle Ovidius’u hayal ettiği gibiydim ben de-Sürgün beni çocuklaştıryordu.
Fakat Dimitri Shostakoviç de, Boris Pasternak’ta, Necip Mahfuz da haklıydılar: memleketinden asla ayrılmamalısın. Ayrılırsan kaynakla olan bağların kopar. Cansız bir ağaç kovuğu gibi kalırsın; dışın sert, için boş.
Bu kitabı listeme hangi vesile ile aldığımı hatırlayamadım ama her nasıl oldu ise çok iyi olmuş.
Mükemmel bir eser. Kadınların elinden ne kadar da incelikli eserler çıkıyor dedim kendi kendime. Yazarın tek kitabı, en azından Türkçeye çevrilen. Keşke daha çok yazsa.
Kitap her biri bir kaç sayfadan ibaret kısa kısa hikayelerden oluşuyor. Evlilikten, hastalıktan, savaştan…hayata dair her şeyden biraz biraz anlatmış yazar. Olaylar Bulgaristan’da geçiyor, doğup büyüdüğüm toprakların yanıbaşı. Bu yüzden olsa gerek benim için çok tanıdık bir kültürel atmosfer var her bir hikayede. İlk önce buradan vuruldum. Bunun yanısıra yazarın müthiş bir dil inceliği ve tespit yeteneği var. Hani kitabın içinde bir yolculuk yapıyorsun da bir anda bir söz, bir cümle göğsüne hançer gibi saplanıveriyor. Kelimelere dökemiyorum ama insan olmaya dair çok şey öğrendim bu eserden. Sanki satır aralarına, hep yüz çevirdiğim, görüp bilmek istemediğim hasletlerimi gizlemiş yazar. Biraz yüzleşme, biraz büyüme, birazcık da yaşam tecrübesiydi bu eser benim için. Edebiyatın gizli gücü bu işte, sende hiç olmayanı bir şekilde sana katmak.
Güzel kitap, hem de çok.
Milan Kundera’nın 1967’de verdiği bir konferansta yaptığı konuşmayı ve 1983’de Le Debat dergisi için yazdığı bir makaleyi içeriyor bu kitap. Yazınsal dünyasına henüz çok hakim değilim ama bence bu eser tamı tamına Kundera’nın tarzını yansıtıyor. Okumaktan büyük bir zevk aldım çünkü okuma serüvenimin tam orta yerinde duran 20. Yüzyıl Avrupa Edebiyatı’na can veren politik olaylara ışık tutuyor. Sovyet hakimiyeti, Prag Baharı, toplu göçler…
Kundera’ya bir adım daha yaklaştım bu kitapla. Güzel çalışma, tavsiye ederim.