Rumlar sokaklarda Caka satarak dolaşıyor ve rastladıkları Türkleri itip kakarak duvar kenarına sürüyorlar gelene geçene Yunan karargahında dalgalanan mavi beyaz bayrağı selamlamaya zorluyorlardı. Türkler bu aşağılamaya boyun eğmemek için arka sokaklardan yollardan dolaşmak zorunda kalıyorlardı.
İstanbul itilaf devletlerinin himayesi altında üzgün sus ve felaket duygusunun ağırlığı altında ezilmiş gibiydi. Herkes şimdi artık bize istediklerini yaparlar korkusu içindeydi.
Talat paşa, Almanya'da döner dönmez padişaha istifasını sundu. O da bunu başta ret ama sonra kabul etti. Bundan biraz sonra Enver, Cemal ve Talat bir Alman zırhlısı ile Karadeniz'e kaçtılar. Talat Almanya'ya gitti 3 yıl sonra orada intikamcı bir ermeninin kurşunuyla vurulup ölecekti. Enver ile Cemal Rusya'ya sığındılar ama onların da sonu daha az kanlı olmadı. İttihat ve Terakki fıkrası son bir toplantı yaparak suçlarını kabul etti ve kendi kendini dağıtmaya karar verdi.
Balkan savaşı'na katılmış birkaç subay ateşli bir konuşma esnasında, bu Türk askerleri ile hiçbir şey yapılmaz, öküz gibiler sadece kaçmasını bilirler acırım böyle beyinsiz bir sürüyü idare etmek zorunda kalanlara diyordu. Mustafa Kemal bu sözleri duyunca öfke ile lafa karıştır. Paşa dedi; Ben de askerim bu orduda hem de komutanlık ettim Türk askeri kaçmaz. Kaçmak ne demektir bilmez. Onun sırtını döndüğünü gördüyseniz mutlaka başındaki komutanı kaçmıştır. Kendi kaçışınızın ayıbını türk askerlerine yüklemek haksızlıktır.