“Hem ne diye kaçacağım? Burası yeterince tozlu, boğucu, bu evin içi yeterince pis değil mi... bütün bu salonlarda iş güç sahibi insanların arasında fare ürkekliğiyle, bitpazarı telaşıyla dolaşıp durmuyor muyum... kentte kalmış, bir yere gitmemiş bu insanlarin yüzünde sabahtan akşama kadar yeterince kendini beğenmişlik, koyu bir küstahlık, küçük ruhlarının yüreksizliği, kúçük yüreklerinin tavukkarası körlüğü yeterince yok mu? Doğrusu, benim gibi sinirleri zayıf biri için cennet burası! Her şey apaçık, aydınlık burada... Yazlıklardaki ya da yurtdışında içmelerdeki bizim beyler, hanımefendiler gibi bir şeylerini gizlenmeye bile gereksinimleri yok... Yani burada yalnızca içtenlikleri, sadelikleri nedeniyle herkes çok daha saygıya değer... Hiçbir yere gitmeyeceğim! Patlayacağım burada, ama gene de gitmeyeceğim!.."