Bazı kitaplar vardır, ne uzak kalabilir ne de bir türlü bitirip rafa koyabilirsin. Öyle bir eser oldu benim için Uğultulu Tepeler.
Yoksa Rüzgarlı Bayır mı demeliyim? Yazarın tek romanı... Üniversite yıllarında "Dünya Edebiyatı" dersinde inceleme fırsatı bulmuş ama detaylı olarak okuyamamıştım. Kısmet bu günlereymiş.
Hani bir mekana girerken "bir arkadaşa bakıp çıkacağım" dersiniz. Eseri elime alıp ilk sayfada yer alan yazarın hayatına göz atmak istedim. Şöyle bir cümle geçiyordu: "Tek romanı Uğultulu Tepeler, ruhsal yaşamının gizlerini aydınlatmak yerine daha da karanlıkta bırakır." Öyle bir kitap ki aydınlatmak yerine karanlığa boğuyor. Ben bunu okumalıyım dedim o an... Ve gerçekten okurken karanlıkta bırakan, çok kez ara vermeme neden olan, araya birçok eser sıkıştırdığım bir kitap oldu.
Bu kitap için birçok tabir aynı anda kullanılabilir. Hem sürükleyici hem zor, hem başarılı hep yıpratıcı... Geniş denebilecek bir zaman diliminde yaşananları ele alıyor. Çocukluğuna şahit olduğunuz kahramanların gençliğine, sevinçlerine şahit olduğunuz kahramanların en büyük acılarına tanıklık ediyorsunuz.
Eser ismini mekandan alsa da kişiler dünyası oldukça öne çıkıyor. Heathcliff özellikle üzerinde durulması gereken bir kahraman... Psikolojisi derinlemesine incelenebilir ve eminim incelenmiş, birçok teze kaynaklık etmiştir. Çocukluğundan gelen aşağılanma duygusu, aşk, intikam, acı, kötülük... Öyle bir kahraman ki "Bir insan bu kadarını da yapamaz" dediğim ne varsa çok daha fazlasını yapmayı başardı. Tabii bunda onu tüm bunlara sürükleyen çocukluk aşkı Catherine de büyük pay sahibi...
Hani bazı filmlerde kötü kahramanlar vardır. Son anda değişecekleri tutar, hiç değilse yaptıklarından dolayı pişmanlık duyarlar. Ama Heathcliff bambaşka... Ne yapacağı tahmin edilecek son kişi
Tek bir tutkusu vardı: Tüm yaşamı boyunca; gerçekte ne ise, o olarak kalmak; kendi kişiliğini salt bir ay ya da bir yıl süreyle değil, ömrünün sonuna dek yitirmemek.