Merhaba Dostlar!
Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez 'in son eseri olan Benim Hüzünlü Orospularım, isminden dolayı merak edip okumak istediğim bir kitaptı. Pandeminin başladığı zamanlar İnternetten almıştım, ama okumak için sıra şimdi geldi. Aslında kitapçıdan almayı çok isterdim. Çünkü gelecek tepkiyi merak ediyorum. (Bu merakımı gidermek için özellikle bir gün kitapçıya soracağım)
Ne garip değil mi, bir kitabın ismini bile telaffuz edememek. Sanırım bu sadece bizim toplumumuza has bir özellik. Kitapçıya gidip isminden dolayı istemeye utanan insanlar var aramızda. Hatta 'Ne kadar ayıp, bu kitap okunur mu?' diye düşünenler bile vardır. Yok demeyin, olduğunu biliyorum. Çünkü bizde ahlak bekçiliği çok meşhurdur.
İsminden dolayı bir kitabı istemeye, hatta okumaya utanırsın ama, sokak ortasından bir kadını döven hatta öldüren kişiye sesini çıkaramazsın. Neden çünkü onun karısı ve her şeye hakkı vardır. Beni yanlış anlamayın, konuyu şiddete getirmeyeceğin. Ama bir kitaba isminden dolayı ön yargılı olmak çok saçma. Yazara karşı ön yargılı olmayı anlarım, ama sırf isminden dolayı okuyanları yargılamak bana çok göre çok yanlış.
Gabriel Garcia Marquez 'in okuduğum dördüncü kitabı. Onunla tanışma kitabım ise, #k:1356. Çok kişiden kitabı yarım bıraktığını duydum. Oysa ben çok sevdim. Yüzyıllık Yalnızlık'ı bitirdikten sonra, kitapçıda gördüğüm bir kitabını hemen düşünmeden almıştım ( Kırmızı Pazartesi ) Onu da sevdim. Kolera Günlerinde Aşk ise muhteşemdi, tıpkı Yüzyıllık Yalnızlık gibi.
Kitabımızın baş kahramanı, 90'lık bir delikanlı, aynı zamanda gazeteci. 90 yaşında delikanlı mı olur dediğinizi duyar gibiyim. Ben de biliyorum, biz de yaş yetmiş iş bitmiş dendiğini, ama okursanız 90 yaşında bile hala delikanlı olacağınıza inanabilirsiniz. Bu sadece erkekler için geçerli değil tabii, kadınlar için de geçerli. Yeterki İçimizdeki yaşama
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Merhaba Dostlar!
Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez 'in son eseri olan Benim Hüzünlü Orospularım, isminden dolayı merak edip okumak istediğim bir kitaptı. Pandeminin başladığı zamanlar İnternetten almıştım, ama okumak için sıra şimdi geldi. Aslında kitapçıdan almayı çok isterdim. Çünkü gelecek tepkiyi merak ediyorum. (Bu merakımı gidermek için özellikle bir gün kitapçıya soracağım)
Ne garip değil mi, bir kitabın ismini bile telaffuz edememek. Sanırım bu sadece bizim toplumumuza has bir özellik. Kitapçıya gidip isminden dolayı istemeye utanan insanlar var aramızda. Hatta 'Ne kadar ayıp, bu kitap okunur mu?' diye düşünenler bile vardır. Yok demeyin, olduğunu biliyorum. Çünkü bizde ahlak bekçiliği çok meşhurdur.
İsminden dolayı bir kitabı istemeye, hatta okumaya utanırsın ama, sokak ortasından bir kadını döven hatta öldüren kişiye sesini çıkaramazsın. Neden çünkü onun karısı ve her şeye hakkı vardır. Beni yanlış anlamayın, konuyu şiddete getirmeyeceğin. Ama bir kitaba isminden dolayı ön yargılı olmak çok saçma. Yazara karşı ön yargılı olmayı anlarım, ama sırf isminden dolayı okuyanları yargılamak bana çok göre çok yanlış.
Gabriel Garcia Marquez 'in okuduğum dördüncü kitabı. Onunla tanışma kitabım ise, #k:1356. Çok kişiden kitabı yarım bıraktığını duydum. Oysa ben çok sevdim. Yüzyıllık Yalnızlık'ı bitirdikten sonra, kitapçıda gördüğüm bir kitabını hemen düşünmeden almıştım ( Kırmızı Pazartesi ) Onu da sevdim. Kolera Günlerinde Aşk ise muhteşemdi, tıpkı Yüzyıllık Yalnızlık gibi.
Kitabımızın baş kahramanı, 90'lık bir delikanlı, aynı zamanda gazeteci. 90 yaşında delikanlı mı olur dediğinizi duyar gibiyim. Ben de biliyorum, biz de yaş yetmiş iş bitmiş dendiğini, ama okursanız 90 yaşında bile hala delikanlı olacağınıza inanabilirsiniz. Bu sadece erkekler için geçerli değil tabii, kadınlar için de geçerli. Yeterki İçimizdeki yaşama
Merhaba Dostlar!
Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez 'in son eseri olan Benim Hüzünlü Orospularım, isminden dolayı merak edip okumak istediğim bir kitaptı. Pandeminin başladığı zamanlar İnternetten almıştım, ama okumak için sıra şimdi geldi. Aslında kitapçıdan almayı çok isterdim. Çünkü gelecek tepkiyi merak ediyorum. (Bu merakımı gidermek için özellikle bir gün kitapçıya soracağım)
Ne garip değil mi, bir kitabın ismini bile telaffuz edememek. Sanırım bu sadece bizim toplumumuza has bir özellik. Kitapçıya gidip isminden dolayı istemeye utanan insanlar var aramızda. Hatta 'Ne kadar ayıp, bu kitap okunur mu?' diye düşünenler bile vardır. Yok demeyin, olduğunu biliyorum. Çünkü bizde ahlak bekçiliği çok meşhurdur.
İsminden dolayı bir kitabı istemeye, hatta okumaya utanırsın ama, sokak ortasından bir kadını döven hatta öldüren kişiye sesini çıkaramazsın. Neden çünkü onun karısı ve her şeye hakkı vardır. Beni yanlış anlamayın, konuyu şiddete getirmeyeceğin. Ama bir kitaba isminden dolayı ön yargılı olmak çok saçma. Yazara karşı ön yargılı olmayı anlarım, ama sırf isminden dolayı okuyanları yargılamak bana çok göre çok yanlış.
Gabriel Garcia Marquez 'in okuduğum dördüncü kitabı. Onunla tanışma kitabım ise, #k:1356. Çok kişiden kitabı yarım bıraktığını duydum. Oysa ben çok sevdim. Yüzyıllık Yalnızlık'ı bitirdikten sonra, kitapçıda gördüğüm bir kitabını hemen düşünmeden almıştım ( Kırmızı Pazartesi ) Onu da sevdim. Kolera Günlerinde Aşk ise muhteşemdi, tıpkı Yüzyıllık Yalnızlık gibi.
Kitabımızın baş kahramanı, 90'lık bir delikanlı, aynı zamanda gazeteci. 90 yaşında delikanlı mı olur dediğinizi duyar gibiyim. Ben de biliyorum, biz de yaş yetmiş iş bitmiş dendiğini, ama okursanız 90 yaşında bile hala delikanlı olacağınıza inanabilirsiniz. Bu sadece erkekler için geçerli değil tabii, kadınlar için de geçerli. Yeterki İçimizdeki yaşama
Merhaba Dostlar!
Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez 'in son eseri olan Benim Hüzünlü Orospularım, isminden dolayı merak edip okumak istediğim bir kitaptı. Pandeminin başladığı zamanlar İnternetten almıştım, ama okumak için sıra şimdi geldi. Aslında kitapçıdan almayı çok isterdim. Çünkü gelecek tepkiyi merak ediyorum. (Bu merakımı gidermek için özellikle bir gün kitapçıya soracağım)
Ne garip değil mi, bir kitabın ismini bile telaffuz edememek. Sanırım bu sadece bizim toplumumuza has bir özellik. Kitapçıya gidip isminden dolayı istemeye utanan insanlar var aramızda. Hatta 'Ne kadar ayıp, bu kitap okunur mu?' diye düşünenler bile vardır. Yok demeyin, olduğunu biliyorum. Çünkü bizde ahlak bekçiliği çok meşhurdur.
İsminden dolayı bir kitabı istemeye, hatta okumaya utanırsın ama, sokak ortasından bir kadını döven hatta öldüren kişiye sesini çıkaramazsın. Neden çünkü onun karısı ve her şeye hakkı vardır. Beni yanlış anlamayın, konuyu şiddete getirmeyeceğin. Ama bir kitaba isminden dolayı ön yargılı olmak çok saçma. Yazara karşı ön yargılı olmayı anlarım, ama sırf isminden dolayı okuyanları yargılamak bana çok göre çok yanlış.
Gabriel Garcia Marquez 'in okuduğum dördüncü kitabı. Onunla tanışma kitabım ise, #k:1356. Çok kişiden kitabı yarım bıraktığını duydum. Oysa ben çok sevdim. Yüzyıllık Yalnızlık'ı bitirdikten sonra, kitapçıda gördüğüm bir kitabını hemen düşünmeden almıştım ( Kırmızı Pazartesi ) Onu da sevdim. Kolera Günlerinde Aşk ise muhteşemdi, tıpkı Yüzyıllık Yalnızlık gibi.
Kitabımızın baş kahramanı, 90'lık bir delikanlı, aynı zamanda gazeteci. 90 yaşında delikanlı mı olur dediğinizi duyar gibiyim. Ben de biliyorum, biz de yaş yetmiş iş bitmiş dendiğini, ama okursanız 90 yaşında bile hala delikanlı olacağınıza inanabilirsiniz. Bu sadece erkekler için geçerli değil tabii, kadınlar için de geçerli. Yeterki İçimizdeki yaşama
Merhaba Dostlar!
Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez 'in son eseri olan Benim Hüzünlü Orospularım, isminden dolayı merak edip okumak istediğim bir kitaptı. Pandeminin başladığı zamanlar İnternetten almıştım, ama okumak için sıra şimdi geldi. Aslında kitapçıdan almayı çok isterdim. Çünkü gelecek tepkiyi merak ediyorum. (Bu merakımı gidermek için özellikle bir gün kitapçıya soracağım)
Ne garip değil mi, bir kitabın ismini bile telaffuz edememek. Sanırım bu sadece bizim toplumumuza has bir özellik. Kitapçıya gidip isminden dolayı istemeye utanan insanlar var aramızda. Hatta 'Ne kadar ayıp, bu kitap okunur mu?' diye düşünenler bile vardır. Yok demeyin, olduğunu biliyorum. Çünkü bizde ahlak bekçiliği çok meşhurdur.
İsminden dolayı bir kitabı istemeye, hatta okumaya utanırsın ama, sokak ortasından bir kadını döven hatta öldüren kişiye sesini çıkaramazsın. Neden çünkü onun karısı ve her şeye hakkı vardır. Beni yanlış anlamayın, konuyu şiddete getirmeyeceğin. Ama bir kitaba isminden dolayı ön yargılı olmak çok saçma. Yazara karşı ön yargılı olmayı anlarım, ama sırf isminden dolayı okuyanları yargılamak bana çok göre çok yanlış.
Gabriel Garcia Marquez 'in okuduğum dördüncü kitabı. Onunla tanışma kitabım ise, #k:1356. Çok kişiden kitabı yarım bıraktığını duydum. Oysa ben çok sevdim. Yüzyıllık Yalnızlık'ı bitirdikten sonra, kitapçıda gördüğüm bir kitabını hemen düşünmeden almıştım ( Kırmızı Pazartesi ) Onu da sevdim. Kolera Günlerinde Aşk ise muhteşemdi, tıpkı Yüzyıllık Yalnızlık gibi.
Kitabımızın baş kahramanı, 90'lık bir delikanlı, aynı zamanda gazeteci. 90 yaşında delikanlı mı olur dediğinizi duyar gibiyim. Ben de biliyorum, biz de yaş yetmiş iş bitmiş dendiğini, ama okursanız 90 yaşında bile hala delikanlı olacağınıza inanabilirsiniz. Bu sadece erkekler için geçerli değil tabii, kadınlar için de geçerli. Yeterki İçimizdeki yaşama