Çok duyduğum ve sonunda okuduğum kitap. Postmodern günümüz dünyasında anlam arayışına düşmek kaçınılmaz. Hele ki içi boşaltılmış kavramların, ruhumuza karabasan gibi çöktüğü gerçeği mevcutken..
Avusturyalı bir psikiyatr tarafından yazılan bu kitabın büyük bir kısmı toplama kamplarında geçiyor ve yazarın deneyimleri üzerine kurulu. Varoluşçu terapi yöntemini kullanan psikiyatr yaşadıklarını bu bakış açısına yorarak anlatıp, anlam boşluğu yaşayan bizlere bir düşünüş şekli kazandırmayı amaçlamış. Benim için okuması akıcı ve keyifli olan, günlük sorunlarıma farklı bir açıyla yaklaşacak olmamı sağlayan bir kitap oldu fakat fazlaca popüler olmasını gerektirecek kadar dikkat çekici bir yanını pek göremedim.
Okurken çok fazla sorguladım. Aynı türden olduğum kişilerin acılarını, yaşadıklarını, en uç noktalarda kritik kararların kurbanı olmalarını okumak, ne kadar çok okumuş olursam olayım ilk günkü gibi beni etkiliyor. Kendi sorunlarımızı küçümsemek de iyi bir şey değil fakat bu tarz hayatları görmek, bu sorunların çözümünün bazılarına göre daha kolay olduğunu anlamayı sağlıyor.
En çok hoşuma giden düşünce ortam ne olursa olsun, zaman ne olursa olsun bizi ayakta tutan bir amaca sahip olduğumuzda yaşanan acıların bile bir anlam taşıdığı, artık boş bir kötü hissetme durumundan, bir amaca yönelik ilerlerken yolun gerektirdiği sınavları geçme durumuna gecişi oldukça önemli bir durum yorumlamasıydı.
En zor şey sevgi ve umudu kaybetmek. Çevremizde olanları yönetemeyiz ama olanları algılayış şeklimizi değiştirmek var olan durumu en iyi şekilde atlatmamızı sağlar. Bunu da sevgi ve umutla başarabiliriz. Her kayıp yerine konsa da bu iki kavramın kaybı yeri doldurulamayacak kadar büyük.
Günümüzde o kadar çok boş kavramlarla boğuşuyoruz ki farklı yolları deneyelim derken yolumuzu