Böyle mi olacaktı türkülerin son hâli
ezgilerden sorulur küfürlerin vebâli
ayna kırıldı; hasret divanında gül soldu
papatya uçarı bir zakkum oldu
kuğu gölün en susuz noktasında boğuldu
ivedî bir kavgadır tenhâ da ömür
direniyorum
direniyorum ki, aşk yenilmesin
zenginlere, cinayet erbâbına
böyle mi olacaktı mutluluğun son hâli
kahkahadan sorulur hıçkırığın vebâli
bir milat öncesi kalıntı gibi
zulme açılıyor gizli kapılar
sanki bütün yüzler çalıntı gibi
çocuklarda bile kan kokusu var
hayat bir dramdan alıntı gibi
tabut kırılıyor; ağlıyor mezar
aşk elden gidiyor; durmamalıyım
yosunlu hayaller kurmamalıyım
ölümün ardına düşüp gün boyu
kırmızı camlara vurmamalıyım
böyle mi olacaktı değirmenin son hâli
bereketten sorulur kuraklığın vebâli
güya bütün umutlar ülkeme dolacaktı
güya ülkem göklerin yolunu bulacaktı
Bardaktan seni içmek
Seni teneffüs etmek havada...
Dolaşmak, dolaşmak sana dönmek
Seni bulmak yuvada...
Yolumuzda aylar, yıllar
Basamak basamak...
Basamakların çıkamadığı yere
Kanatlarınla çıkmak...
Boşaltmak takvimden günleri
Günlerin üstünden yollara bakmak
Rüzgarla esmek, sularla akmak...
Baharı yollamak yollara
Alıkoymak bir nisanın tadını...
Dışarda herkes gibi seslenmek sana
Ve koynunda söylemek asıl adını...
İnanmak, inanmak, inanmak
Ninnilerinle uyuyup, türkülerinle uyanmak...
Sene-i tevellüdünüz hayır ola üstad.
Birisiyle her gün karşılaşırsın, yanından geçersin, yan yana oturursun, onunla konuşursun, bir şeyin farkına varmazsın. Ama takmayın kafanıza. Olur böyle şeyler.