Yarı otobiyografik olan bu eserde; Baş karakter Martın Eden'in sevdiği kadın için, ona denk, yakışır olabilmek için, sonrasında ise yazar olabilmek için verdiği bu değişim mücadelesinde, ne yazık ki bütün anlamlarını, hayatın bütün zevklerini, tadını, yaşama sevincini kaybeder.
Asıl kendine ulaşmışken, kendinden vazgeçti.
Martın'ın hikayesi azmin, mücadelenin, hırsın ve öğrenmenin hikayesiydi. Fakat gerçek bir aşkın hikayesi miydi bilemiyorum. Çünkü Ruth ona, içindeki benliğine ulaşmasına ayna tuttu. Ama bu değişim Martın'ın içinde vardı zaten. Belki geç belki çok geç ama bir şekilde hayatının başka bir yaşayışında içindeki o değişime yenilecekti bence. Kitaplara ilgisi önceden olan Martın'ın ilk Ruth'u göreceği anda bile öncesinde kitaplara ilgi duymasından belliydi. Ve siz değerli okurlar bilirsiniz ki, gerçek kitap okurları severleri bilirler ki, değişimin taşlarıdır kitaplar. Kişinin kendisini yeniden inşa etmesinde temel yapıdır kitaplar. En azından bana göre öyle. Herşeyi öğrendi Martın. Ya da bilgi adına çoğu şeyi diyelim. Ruth'a denk hatta üstün bile oldu. ve ne yazık ki beraberinde insanların menfaatçı, sahte samimiyetlerini de çözdü. Uğruna çabaladığı başarıya ulaştı ama tadına varmadı. Varmak istemedi diyelim.
Bu kitap azmin nelere kadir olduğunu çok güzel anlatmakla beraber, kişinin asla ama asla kim ne derse desin inandığı şeyden vazgeçmemesini de öğütler.
Bana göre Ruth onu asla gerçekten sevmedi. O hayalindeki erkek figörünü eliyle inşa etmek ve sonrasında onu sevebilmeyi umdu.Umduğuyla da kaldı. Zira insan sevdiğini değiştirmez, onun gibi olur. Oysa Onun gibi olmaya çabalayan Martın idi. Martın Eden'in sonunu hiç böyle tahmin etmezdim. Kitapların kendisi ile önceki hayatının arasında açtığı o derin uçurumda kayboldu. Yaşama sevincini kaybetti.
Jack