Moledro

Moledro
@Astrophe
Dijital geç modern çağda, yaşamın çıplaklığının, hayatlarımızın anlamdan yoksun oluşunun üzerini sürekli gönderi yayınlayarak, beğenerek ve paylaşarak örteriz. İletişim ve enformasyon gürültüsü, hayatın korkutucu derecede boş olduğunu gizlemelidir.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Felsefe bir bilim, hatta kesin bir bilim olduğunu iddia ettiği anda düşüşü başlar. Bir bilim olarak tasavvur edilen felsefe,asli anlatı karakterini yadsır ve dilini kaybeder. Sessizliğe gömülür. Kendini felsefe tarihinin idaresiyle tüketen akademik felsefe anlatma yeteneğine sahip değildir. Hiçbir risk almaz; bürokrasiden ibarettir. Güncel anlatı krizi böylece felsefeyi de ele geçirip sonunu getiriyor. Artık felsefe yapma, teori üretme, yani bir anlatı oluşturma [anlatma] cesaretinden yoksunuz. Düşünmenin kendisinin de nihayetinde bir anlatı olduğunu ve anlatının adımlarıyla ilerlediğini hep akılda tutmalıyız.
Sosyal medyada dolaşan ve aslında sadece kendini sunmaktan ibaret olan "hikâyeler" insanları birbirinden ayırıp tecrit eder.Anlatıların aksine, ne yakınlığa ne de empatiye yol açarlar. Sonuçta bunlar, kısa bir süre kaydedilen, sonra da kaybolup giden, görüntülerle süslenmiş enformasyonlardır. Bu ‘hikâyeler’ anlatmaz, reklam yaparlar. Dikkat çekmek, ilgi toplamak için yarışmak topluluk yaratmaz. Hikâye anlatıcılığı olarak hikâye anlatıcılığı çağında, anlatı ile reklam ayırt edilemez hale gelir. Anlatının mevcut krizi de budur işte.
Kendini optimize etme, kendini gerçekleştirme veya özgünlük gibi neoliberal anlatılar, bireyleri birbirinden ayrarak toplumu istikrarsızlaştırır. Herkesin kendine tapındığı, kendi kendisinin rahibi olduğu, tribünlere oynadığı, kendini ürettiği, performans sergilediği yerde istikrarlı bir topluluk oluşamaz .