Moledro

Moledro
@Astrophe
irrasyonel sayılar problemi
Rivayete göre Pythagorasçı okulda bu çelişkiyi bulan veya daha doğrusu onu ifşa eden Metapontum'lu Hippasos, işlediği bu büyük suçun cezasını denize atılıp öldürülmek suretiyle ödemiştir.
Reklam
Bununla birlikte Anaksimenes'i töz olarak havayı kabul etmeye götüren en önemli neden, muhtemelen, havayla ruh arasında gördüğü benzerlik olmuştur. Yunanca'da ruh anlamına gelen psykhe kelimesinin aynı zamanda soluk, nefes, solunan hava anlamına geldiğini biliyoruz (Benzeri bir durum nefs, yani ruh anlamına gelen kelimeyle nefes, yani soluk anlamına gelen kelimenin aynı kökten çıktığı ve birbirleriyle çok yakın bir anlam ilişkisinin olduğu Arapça için de geçerlidir.)
Pythagorasçı öğretinin sadık bir devam ettiricisi gibi görünen Platon'un sözleriyle "Beden, ruh için bir zindandır." Böylece sonuçta bedenle ruhun yapı bakımından birbirlerinden tamamen farklı iki töz olduğu görüşü ortaya çıkabileceği gibi ruhun asıl gerçeklik olduğu, bedenin ise herhangi bir gerçekliğe sahip olmadığı veya gerçek bir varlık olmadığı görüşü de ortaya çıkabilir.Bunlardan birincisi Descartes'in, ikincisi ise Platon'un görüşü olacaktır. O halde Pythagorasçılık bütün Batı ve Doğu felsefelerinde ruh-beden ikiciliğini kabul edecek olan uzun ömürlü geleneğin başlangıcını oluşturmaktadır.
Thales, "Su, her şeyin kaynağıdır" dediğinde, bu sözde Homeros'taki "Okyanus, her şeyin kaynağıdır" sözüne göre hem devam eden, tekrarlanan, hem de yeni olan bir şey vardır. Yeni olan şey, filozofun her şeyin sudan çıkmış olduğu görüşünde artık herhangi bir alegorik veya mitik ifadenin olmamasıdır. Thales'in "su"yu, deney dünyasında gözlemlenen doğal bir varlıktır. Ancak yine Thales'in şeylerin kaynağı, başlangıcı görüşü onu yaratım efsanelerine yaklaştırmaktadır. Başka deyişle Thales'in teorisi aslında tamamen fiziksel bir teori gibi görünürken onun aynı zamanda metafizik diye adlandırabileceğimiz bir boyutu, anlamı olduğunu fark etmekteyiz.
Ancak bu rahipler, Doğu rahipleri gibi diğer insanlardan üstün, tanrıların özel ilgi veya yakınlığını kazanmış, onların sırlarına vakıf olağanüstü insanlar değildiler. Onlar şehir toplumları veya yönetimleri tarafından seçilen bir tür devlet memurları idiler. Bundan dolayı Yunan sitelerinde, devlet memuru olmak için gerekli şartları taşıyan her yurttaş rahip olabilirdi. Bundan ötürü Yunan'da eski Doğu devletlerinde, örneğin Mısır'da olduğu gibi adeta devlet içinde devlet meydana getiren bir rahip sınıfı hiçbir zaman için var olmamıştır. Dolayısıyla da, Yunan dini hiçbir zaman için dogmatik bir şekil almamıştır. Her Yunanlı dinini ve tanrılarını kendi dünya görüşüne göre tanımakta, her şair dinsel efsaneleri kendi mizacına ve hayal gücüne göre değiştirmekte özgürdü. Bu özelliklerin de felsefi düşüncenin, yani özgür düşüncenin gelişmesi bakımından sahip olduğu önem tartışılamaz. Çünkü felsefe, toplumdan tevarüs edilen genel kolektif görüşe, dünya görüşüne itiraz etmek, onu eleştirmek ve onun yerine bilinçli olarak geliştirilen özel, kişisel bir dünya görüşünü geçirmek isteği ve çabası olarak başlamıştır. Kesin dogmalarla belirlenen ve güçlü bir rahipler sınıfı tarafından korunan dinsel bir dünya görüşüne karşı çıkmanın ne kadar zor olacağı açıktır.
Reklam