Filozof Taine ne kadar da haklı. Diyor ki: İnsanlar yaratılış ve terbiye bakımından delidirler. Akıllı oldukları zamanlar çok nadirdir.
open.spotify.com/track/1xM97t56E...
Eskiden birbirine çok yakın olan bu kan kocanın giderek birbirinden uzaklaşmaları,
ayrı ayrı cehennemlerde yapayalnız kalmaları ve onlar için ölümden başka kurtuluş yolu olmadığı için, yapayalnız ölmeleri, bu acı tragedyanın en acı yanlarından biridir.
Artık bir kan denizine batan Macbeth,
soylulardan Macduffdan kuşkulandığı için, onun karısının ve küçük çocuklarının canianna kıyılmasını emredecek kadar zalimleşir. Bütün bu cinayetleri işlerken, akıl almaz korkular ve acılar çeker. Kendi deyimiyle, sanki kafası akreplerle doludur.
Macbeth iradesini istediği gibi, eğri ya da doğru yolda kullanmakta tam anlamıyla
özgürdür. Ne çare ki, Macbeth'in iradesi kocasının ille yücelmesini isteyen Lady Macbeth'in baskısı karşısında güçsüzdür.
Işte bu yüzden Macbeth, korkunç vicdan azaplan çekerek, çok değerli yaşlı bir insanın kanını dökmek zorunda kalır. Tüm
ayrıntılarıyla Lady Macbeth'in planladığı bu ilk cinayeti işledikten sonra, başka cinayetierin birbirini hızla izlemesini önlemenin çaresi yoktur artık.
O fırtınalı gecede delirdiği sırada bile yepyeni bir bilınce varır; böyle acımasız havalarda, evsiz barksız, çıplak ve aç kalan yoksulları düşünür ömründe ilk
kez. O ana kadar ancak kendine acıyan Lear, başkalarına da acımayı öğrenir. Ne var ki, Lear'ın aklının başına gelmesi, babasını kurtarmak için Fransa'dan geri dönen Cordelia'ya kavuşması, ondan özür dilemesi, kötülerin cezalarını görüp ortadan kalkmaları hiçbir işe yaramaz. Çünkü sonunda Cordelia öldürülür.
Ve Lear'ın zavallı yaşlı yüreği, asılan kızının ölüsünü kucağında taşıma acısını çektikten sonra durabilir ancak.