Filozof Taine ne kadar da haklı. Diyor ki: İnsanlar yaratılış ve terbiye bakımından delidirler. Akıllı oldukları zamanlar çok nadirdir.
open.spotify.com/track/1xM97t56E...
King Lear, çoğu na göre Shakespeare'in büyük tragedyalaranın en yücesidir. Çoğu insanın öyküsünün bittiği bir yaşta, ihtiyar
Lear'ın kaderi ansızın değişir, müthiş felaketlere yönelir:
Hamlet'in bizi böyle büyülemesinin başka nedenleri de vardır. Bunların
başında, onu bir oyun kişisi olarak değil de, gerçekten yaşamış bir insan olarak düşünmemiz ve onunla özdeşleşme eğilimimiz gelir. Üstelik Hamlet'in şaşılacak kadar çağdaş bir ruhsal yapısı varadır. Bu çağdaşlığından ötürü de, Hamlet yaşadığımız yüzyılda en çok sahneye konulan ve en ünlü oyuncuların başrolünü
aynadıkları oyundur.
Shakespeare'in öteki tragedyalannın başkişilerinde, örneğin Lear'da,
Antony'de, Othello'da ya da Macbeth'de duygular ve tutkular ağır basarken, HamJet'de düşüncenin ağır basması, Schlegel'in deyimiyle, bu oyunun bir "düşünce tragedyası" olmasıdır. Bu
düşünce tragedyası Hamlet'in içinde bulunduğu koşullardan değil, doğrudan doğruya Hamlet'in kendi kişiliğinden kaynaklanır.
Bu kişilik ise, birbirine aykırı değişik yorumlara uğrar, hiçbir zaman
açık seçik anlaşılmaz; ne denli derinliğine incelenirse incelensin, hep gizemli kalır. Çünkü yalnız Shakespeare'in oyunlarında
değil, Dostoyevski dahil tüm dünya edebiyatında, Hamlet kadar karmaşık bir insan az bulunur. Hamlet üzerine binlerce kitap ve makale vardır.