Filozof Taine ne kadar da haklı. Diyor ki: İnsanlar yaratılış ve terbiye bakımından delidirler. Akıllı oldukları zamanlar çok nadirdir.
open.spotify.com/track/1xM97t56E...
III. Richard kambur, topal, çolak, gövdesinin her bir yanı eğri büğrü , aklın alamayacağı kadar ahlaksız bir canavardır.
Tek isteği Ingiltere tacını eline geçirmektir. Gerçi VI. Henry'yi öldürmüştür, ama kendisınden önce tahta oturmaya hakkı olan daha birçok kişi vardır ailesinde. Richard en yakınlarını birer birer
ortadan kaldırarak, aklına koyduğunu kolayca yapar. Çünkü Richard, kendini överek anlattığı gibi, bir insanın canına kıyarken gülümsemesini, sahte gözyaşları dökmesini bilir. Zekasının üstünlüğü sayesinde, yeryüzünde aldaramayacağı hiç kimse yoktur. Kocasını öldürdükten sonra, öldürdüğü adamın eşini cenaze töreninde kandırmanın ve onunla evlenmenin bile yolunu bulur. Shakespeare yüzde yüz kötülüğün, yüzde yüz iyilik
kadar ender, hatta daha bile ender olduğunu bitirdi.
Sonsuza kadar mutlu yaşanan masallar
Karanlık bir sokakta ruhu sallar
Loş ışığın altında köhne masalarda
Bilmem neyi unutmaya çalışır insanlar
Kaçıncı kez kaybettiği bi hatırayı
Son kez bulmayı umar
Tuttuğunu koparan cinsten olan bu delikanlı hem Fransa'yı yener, hem de Fransız Prensesi'ni kendine eş alır. Ne var ki, bu ba şantanna karşın, insan olarak hiç de ilginç bulmayız bu becerikli genç kralı . Henry V, Shakespeare'in Ingiliz tarihiyle ilgili öteki oyunlarından değersizdir bize kalırsa. Richard II şiirselliğinden ötürü, Richard III kralın kişiliğinden ötürü, Henry IV de Falstaffdan ötürü daha ilginç gelir bize.
Veliaht prens Hal'ın serserilik günlerinin en
yakın dostu olan Sir John Falstaff, gülmece alanında yalnız Shakespeare'de değil, belki tüm dünya edebiyatında en başarılı kişidir.
Yetmişindeki bu şişman adamın, basit bir "komikliğin" sınırlarını aşan, son derece karmaşık bir kişiliği vardır: Hem alışılagelmiş ahlak kurallarının tümünü çiğner, hem de son derece
iyi yüreklidir; hem herkesi sömürür, hem de onlara kucak dolusu mutluluk bağışlar; hem yetmişindedir, hem de gençliğin
olanca canlılığı ve sevimliliği içindedir; hem sürekli yalan söyler, hem de yüreğine iner karşısındakiler bu yalaniara inanırlarsa;
hem düpedüz korkaktır, hem de hiçbir babayiğitin göze alamayacağı işlere girışir. Falstaffın karşı konulmaz şirinliğinin nedenlerinden biri de , kusurlarını hiç mi hiç gizlememesi, hatta bu kusurlar sayesinde daha da sevimli olmanın yolunu bulmasıdır.
Falstaff ahlak kavramlarını öyle bir tersyüz eder ki, başkalarında çok çirkin görünebilecek davranışlar; örneğin şişman bir ihtiyarın bütün gününü yiyip içmekle, kadın kız peşinde koşmakla geçirmesi ya da yollarda haydutluk etmesi, onda birer şirinlik muskasına dönüşür. Falstaffın şakalarında, nüktelerinde hiçbir
burukluk yoktur. Kendi gülerken başkalarının da gülmesini istediği
için alay eder herkesle . Üstelik başkalarıyla alay ettiği gibi, kendisiyle de çok iyi alay etmesini bilir.