Üç farklı karakter, üç farklı bakış açısı, bir yaşanmışlığın arkaplanı ve sonrası…
Bu kitaba dair övülecek çok şey var. İnsan nereden başlayacağını bilemiyor.
Hikaye, olayın ana temasını oluşturan 3 kişiye sırayla birer mikrofon verilmişçesine 3 büyük bölüme ayrılarak anlatılıyor. Böyle dediğime kanıp da hepsinde aynı olayları okuduğumuzu sanmayın. Oldukça iyi bir planlama var, her okuduğunuz karakterde olaylar yeni bir boyut kazanıyor. Katmanlı bir okuma keyfi sunuyor.
Bölümlerin kronolojik bağlantısı, olaylar geliştikçe oldukça tatmin ediyor. Karakterler arasındaki bağlantılar, bozulan ilişkiler, oluşan dostluklar, birtakım dedikodular her şeyiyle okuyucuya inanılmaz geçiyor.
Yazar, okuyucuyu “okuyucu olma” konumunda bırakmıyor, yeri geliyor sadık bir dost yeri geliyor bir ispiyoncu oluyoruz hikayenin içinde. Her bölümde rolümüz değişiyor ve önceki bölümdeki karakterimizden bilgiler çalınıyor kulağımıza.
Kurgulanan karakterler çok gerçekçi ve üzerlerine çok düşünülmüş, geçmiş altyapıları iyi oluşturulmuş karakterler. “İşin Aslı”na dayanan bir kitapta temelleri sağlam karakterler yazılınca haliyle ortaya mükemmel bir kitap çıkıyor.
Kendini yüksek farkındalıkla fark ettiren bir diğer durum da birbirinden farklı iki kadın karakterin bir erkek yazar tarafından inanılmaz iyi bir gözlemlemeyle yazılmış olması. Her ne kadar feminizmin yaygınlık kazanmasıyla etkisinin azalmış olduğunu görsek de, geçmiş dönemdeki çoğu erkek yazarın kadın karakterlere olan aşağılayıcı tavrı gizleyemedikleri bir tutum sergiler. Fakat bu yazar kadın karakterlerinin iç dünyalarını o kadar iyi yansıtmış ki kitabı okurken uzun bir müddet bir kadın tarafından yazıldığını düşündüm.
Derin psikolojik, sosyolojik, politik yorumlar ve düşünceler barındıran bu Macar edebiyatı harikası henüz okumamış