Demek ki seni korkutan bazı şeyler ve bazı insanlar var. Peki nereden kaynaklanabilir bu korku? Bir insanın kimseden korkması gerekmez. İnsan birinden korkuyorsa, o kimsenin kendi üzerinde söz sahibi olmasına izin vermiş demektir.
Beni çileden çıkaran çelişkilerden biri de Japonların sessizz iletişim kavramı olmuştu. Uzun yıllar evli olan bir Japon çiftinin veya uzun yıllardır tanışan iki arkadaşın iletişim kurmak için konuşmaya, sözcüklere ihtiyaç duymamağı gerektiği iddia edilir. Bir bakış, duruş, yüz ifadesi, hatta telepati ile çok yakın iki insanın anlaşabilmesi sessiz iletişimin temel prensibidir. Bunu yapamayanların da yeteri kadar yakınlaşamadığı varsayılır .
Japonya'da bir süre kaldıktan sonra sessiz iletişim benim de aklıma yatmaya başladı. Gerçekten de metrolarda, lokantalarda sadece bakışlarla "konuşan" ve anlaşan yaşlı çiftlere rastladım. Aslında iletişimin en ilkel ve hatalara en açık şeklinin konuşmak olduğunu düşündüm. Fazla iletişim iletişimsizliğe yol açıyor, anlaşılmaya çalıştıkça yanlış anlaşılıyoruz. Belki de sustukça insanlar arasındaki iletişim gelişecek.
Mevsimler Japonlar için hayatın yolunda süregittiğinin en önemli göstergesi. Mevsimlerin birbirini takip edişindeki şaşmaz döngü, gelecekteki bilinmezliklere karşı sağlam bir çıpa sanki. Bir süre sonra kar yağacağını, ardından çiçeklerin açacağını, havaların tekrar soğuyacağını bilmek Japonlara tatlı bir huzur veriyor.