Kitap, genç bir subay olan Pyotr’un Orenburg bölgesine göreve gönderilmesiyle başlıyor. Burada Marya ile tanışıyor ve bir süre sonra kendini Pugaçev ayaklanmasının ortasında buluyor. Arka planda savaş ve isyan varken, ön planda aşk ve görevine sadakat yer alıyor.
Açıkçası Pyotr ve Marya’nın aşkı bana çok etkileyici bir aşk romanı hissi vermedi. Saf ve temiz bir bağları var ama tutkulu bir aşk yok. Daha çok birbirlerine olan bağlılıkları ve ahlaki duruşları ön plandaydı.
Kitapta ayrılık sahneleri ise oldukça gerçekçiydi. Her vedada bir daha hiç görüşememe ihtimali vardı ve o belirsizlik hissi okurken "acaba kötü sonla mı bitecek?" Düşüncesine kapilmama sebep oldu.
Hikâye ayaklanmaya karşı olan bir subayın bakış açısından anlatılmasına rağmen Pugaçev tam anlamıyla kötü biri olarak anlatılmamış. Gururlu, sözüne sadık ve yapılan iyiliği unutmayan biri olarak yansıtılmış. Pyotr’la aralarındaki saygı ve minnet bağı da ilginçti.
Kitap bittikten sonra ayaklanmanın tarihsel arka planını biraz araştırdım ve bunun sınıfsal adaletsizlikten doğan ciddi bir isyan olduğunu öğrendim. Romanda bu taraf çok derin işlenmese de bunu bilmek karakterlere bakışımı değiştirdi.
Aşk kısmı beni pek sarmadı ama ele aldığı temalar dolayısıyla önerebilecegim bir kitap:))