* Ahlâk ruhumuzda öyle bir melekedir ki, sırf iyi ahlâkla Hakka erilebilir ve bâtıl itikat sahibi bir insan bu yüzden hakkı bulabilir. Ebedi kurtuluşu sağlar. Hayatı içinde ve belki son nefesinde, iman nasibine erer. Buna karşılık ahlâktan yana zaif müslüman her an tehlikede ve sermayesini batırmak muhatarası (tehlikesi) altındadır.
* Kâinati idrak cehdimiz fikir, ona karşı tavır alma ihtiyacımız, ahlâk...
* Bilmekte fikir, yapmakta ahlâk vardır; ve ikisi de suyu bütünleştiren çifte madde halinde kaynaşmıştır.
Cenâb-ı Allah, insanı çift kanatlı yaratmıştır. Bu iki kanadı ile manevi yükselişini gerçekleştiren insan, eşref-i mahlûkat olur. Bunlar; akıl ve gönül kanatlarıdır. Bu iki kanadın görevini yapabilmesi, arkalarından esecek rüzgârlara bağlıdır.
Akıl kanadının rüzgârını estirecek olan medrese, gönül kanadının rüzgârını estirecek olan dergâhtır.
İstanbul terbiyesinde kadir kıymet bilmek
en ilerde bir vasıfti. Bir fincan kahvenin hakkını bile kırk yıl unutmayan, gün görmüş, eyyam sürmüş İstanbul, emdiği suyu dallarıdan yapraklarıdan geriveren bir söğüt ağacı gibi, asırlar boyu târih kadehinden kana kana içtiği medeniyet ve asålet bergüzarlarını, cemiyete ilim, hikmet ve sanat hålinde iåde ederken, belki şuûrunda, belki gayr-i meș'ûrunda' Eba Eyyúbe'l-Ensâri denen bu cihat ve iman erine karşı da kendini hâlå borçlu hissetmektedir. Zira İslam orduları bu şanlı bayraktarları, ak sakalı göğsüne düşmüş bir pir-i fâni oluncaya dek, cihat sancağı diyar diyar taşıdıktan sonra, nihâyet bu topraklara yaptığı son seferinde şehâdet câmını içmiştir? Şu halde görenekte gelenekte vefâ ile minneti baş köşeye oturtmuş olan Istanbul halkı, hiç nasıl olur da kendi beldesi uğrunda can vermiş böyle bir şehidi gözünden ve gönlünden siler?