Günümüzün manevi atmosferine bir
bak. Keyifli olan ne varsa, sigaradan tut da sekse, ihtirasa, kâr
etmeye kadar, hepsi günah sayılıyor. Bir şeyin seni mutlu
ettiğini kanıtladığın anda, o şeyi lanetlemiş sayılıyorsun. Bu
aşamalara vardık artık. Mutluluğu suçluluğa bağladık. Ve
tabii insanoğlunu da gırtlağından yakaladık. İlk doğan
çocuğunu kurban et... Çivilerle dolu bir tahtanın üstüne yat...
Çöle yürü, bedenine eziyet et ... Dans etme ... Pazar günleri
sinemaya gitme ... Zengin olmaya çalışma ... Sigara içme ...
İçki içme. Hep aynı terane. Aynı öğüt. Budalalar bu tür
tabuları yalnızca bir saçmalık sanıyor. Geçmişten kalma,
demode şeyler, diyorlar. Ama saçmalıkların hep bir amacı
vardır. Bir çılgınlığı incelemeye gerek yok, yalnızca kendine,
neye yaradığını, neyi sağladığını sor, yeter. Hangi ahlak
sistemi fedakârlık öğütlüyorsa, sonunda bir süper güç haline
gelmiş, milyonları yönetmiştir. Tabii üstünü biraz süslemek
gerek. İnsanlara, kendilerini mutlu eden her şeyi feda ettikleri
zaman, daha yüce bir mutluluğa ulaşacaklarını söylemek
zorundasın. Bu konuda fazla açık seçik olman da gerekmez.
Koca koca, anlamı belirsiz kelimeler kullan. "Evrensel
Uyum" "Ebedi Ruh" "İlahi Amaç" "Nirvana" "Cennet" "Irksal
Üstünlük" "Proletarya Diktatörlüğü". Mesele içerden çöküş,
Peter. Yöntemlerin en eskisi bu. Bu fars yüzyıllardır
oynanıyor, insanlar da hâlâ yutuyor. Oysa sınaması öyle kolay
ki! Kendine peygamber diyenlerin ne söylediğine kulak
kabart. Eğer fedakârlıktan söz ediyorsa, hemen kaç oradan.
Vebadan kaçar gibi, olanca hızınla kaç. Ortada bir fedakârlık
oldu mu, mantıksal olarak, feda edilen o şeyleri toplayacak
birilerinin de olacağı kesin zaten. Hizmet varsa, hizmet edilen
birileri var demektir. Sana fedakârlıktan söz eden adam,
aslında kölelerle efendilerden söz ediyor