“Özellikle çağımızın insanında, benim ilgilendiğim kişi, bir kenarda bırakılmanın, fantezilerine uygun olayların başına gelmemesinin, ona doğrudan doğruya yapılmış bir ‘offense’ kabul etmesiyle bu ‘çatışma’ ve ‘trajedi’ başlıyor. Burada ‘offense’i doğuran sebepler, bazı şeylerin yapılmasından değil de, yapılmamasından doğuyor.”
“Shakespeare, insanın düşüşündeki büyük çelişkileri vermek için, düşüşü daha keskin bir şekilde ifade etmek için, onu önemli bir kişi yapıyor önce: bir kıral, bir prens, bir kumandan. Onun düşüşü daha acıklı oluyor. İnsanın hayatında, bence, kendini öyle yüksek ve parlak gördüğü anlar vardır ki -ya da bazı insanlar için, önemli kişiler olmasalar da vardır- düştüğü anda, böyle zamanların hayaliyle, bir prensin düşüşü kadar acıklı gelebilir ona bu ‘felaket’.”
“Elbette ölüm, yani bizim tanımlamaya çalıştığımız intihar eylemi, kendini yetiştirenlerin eylemidir. Toplumdaki yürümeyen budalalıkları, kendi kişisel dertleri olacak kadar duyanlar onlardır. İşçi sınıfı henüz bu duyarlığa ulaşamamıştır. Dostoyevski’yi ve Kafka’yı okumaktan çekinirler ya da bir küçük burjuva ürünü olan romanın, küçük burjuvanın sonu geldiğini düşünmeğe çalışarak ortadan kalkacağını ileri sürerler.”
“Başımıza gelen olaylar da, bizim dışımızda kimse için anlam taşımayan yaşantı kırıntılarıydı. Kafamızda yaşadığımız olaylarsa, devlet adamlarının uykularını kaçırabilecek hayallerdi.”