Ares ares

Ares ares
@Ates8
Bilim, kendimizi ve başkalarını kandırmamanın en gerçek yoludur.
“Entelektüelin yabancılığını vurgularken, bir şeyleri değiştirme imkânlarına set çeken olağanüstü güçlü toplumsal otoritelerin -medya, hükümetler, büyük şirketler vs.- oluşturduğu ağ karşısında kişinin kendisini genellikle ne denli güçsüz hissettiğini belirtmek istiyordum. ”
Kitap Alıntısı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hepimiz bir toplumda yaşıyoruz; kendi dili, geleneği ve tarihi olan bir milliyetin mensuplarıyız. Entelektüeller bu fiili durumların ne ölçüde kölesi, ne ölçüde düşmanıdırlar? Aynı şey entelektüellerin kurumlarla (akademi, kilise, mesleki örgüt) ve zamanımızda entelijansiyayı olağanüstü ölçüde kendi saflarına katan dünyevi iktidarlarla olan ilişkisi için de geçerlidir. Sonuç, Wilfred Owert’ın belirttiği gibi "mürekkep yalamışların tüm halkı bir kenara itip/devlete bağlılıklarını ilan etmeleri" olmuştur. Nitekim entelektüelin asli görevi bence bu tür baskılar karşısında görece bağımsızlığını koruma arayışına girmektir. Entelektüeli sürgün ve marjinal olarak, amatör olarak, iktidara karşı hakikati söylemeye çalışan biri olarak nitelememin nedeni de budur.
Kitap Alıntısı
Paul Johnson’ın bütün entelektüellere yönelttiği ümitsiz denecek ölçüde kinik, kaba saba saldırısı gibi ("Sokakta rasgele bir düzine insanı çevirip ahlâki ve siyasi meseleler hakkındaki görüşlerini soracak olsanız en az ortalama bir entelektüel kadar dikkate değer şeyler söyleyeceklerdir”) Katılmıyorum, hem de sadece bu görev tutarlı bir biçimde tanımlanabileceği için değil, aynı zamanda dünya daha önce hiçbir zaman olmadığı kadar profesyonellerle, uzmanlarla, danışmanlarla -asıl rolleri otoriteye emekleriyle hizmet etmek olan, bunun karşılığı olarak da ceplerini dolduran entelektüellerle dolu olduğu için. Entelektüelin önünde bir dizi somut seçenek var.
Kitap Alıntısı
“Çoğunlukla başkalarının gerçekliğini görmemizi engelleyen birer perde işlevi gören, yetiştiğimiz ortamın, sahip olduğumuz dilin ve milliyetin sağladığı ucuz kesinliklerin ötesine geçebilme riskini göze alabilmek “demektir evrensellik. Aynı zamanda dış politika, toplumsal politika gibi meseleler söz konusu olduğunda insan davranışları için tek bir standart arama ve buna uyma çabası demektir. Sözgelimi bir düşmanın durup dururken bir şiddet eylemine girişmesini kınıyorsak, hükümetimiz kendisinden daha zayıf bir ülkeyi işgal ettiğinde de aynı şeyi yapabilmeliyiz. Entelektüellerin ne söylemeleri ya da ne yapmaları gerektiğini belirleyen hiçbir kural yoktur; gerçekten laik bir entelektüel için tapılacak ve yanılmaz kılavuzluğuna güvenilecek herhangi bir tanrı da yoktur.”
Kitap Alıntısı
“John Carey’nin ilginç kitabı Entelektüeller ve Kitleler: 1880-1939 Arasında Edebiyat Entelijansiyasında Gurur ve Önyargı (2) Amerika'da, ben konferansları yazdıktan sonra yayımlandı, ama kitaptaki genelde içkapatıcı bulguların benimkileri tamamladığını düşünüyorum. Carey’e göre Gissing, Wells ve Wyndham Lewis gibi İngiliz entelektüelleri modern kitle toplumunun doğuşuna tiksintiyle bakıyor, "ortalama insan", varoşlar, orta-sınıf beğenisi gibi şeyleri horgörüyorlardı; bunların yerine doğal bir aristokrasiyi, "daha iyi" olduğunu düşündükleri eski günleri, üst sınıf kültürünü övüyorlardı. Oysa bence entelektüel mümkün olduğunca geniş bir halk kesimine seslenir (onları küçümsemez), bu kesim onun doğal muhatabıdır. Carey’nin dediği gibi, bir bütün olarak kitle toplumu değildir entelektüelin meselesi; kamuoyunu biçimlendiren, onu konformistleştiren, iktidardaki bir avuç çok bilmişe güvenmeye teşvik eden uzmanlar, eşdost grupları, profesyoneller, düzen adamlarıdır.Düzenin adamları belli çıkarları gözetirler, oysa entelektüeller şovenist milliyetçiliği, şirketleşmiş düşünce müsvettelerini ve sınıfsal, ırksal ve cinsel imtiyazları sorgulayan kişiler olmalıdırlar.” 2. John Carey, The Intellectuals and the Masses: Pride and Prejudice Among the Literary Intelligensia 1880-1939 (Londra: Faberand Faber,1992)
Kitap Alıntısı