Ares ares

Ares ares
@Ates8
Bilim, kendimizi ve başkalarını kandırmamanın en gerçek yoludur.
266 okur puanı
Mayıs 2017 tarihinde katıldı
Bugünün müreffeh ulusları arasında yer alan diğer ülkelerden hiçbiri; 1 930'larda İspanya' da yaşanan kısa bir dönem müstesna tutulmak üzere, hiçbir zaman İngiltere ve ABD ölçüsünde korumacı olmamışlardır.42 Fransa, Almanya ve Japonya; genellikle korumacılığın vatanı oldukları düşünülen bu üç ülke, daima İngiltere veya ABD'den daha düşük tarife oranlarına sahip olmuşlardır (Almanya ve Japonya, ekonomik üstünlükleri sonrasında serbest ticarete devşirilene kadar) .
Kitap Alıntısı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
ABD 19. yüzyıl boyunca ve tam 1920'ye kadar dünyadaki en korumacı ülke olmasına rağmen, aynı zamanda en hızlı büyüyen ekonomiydi de. Saygın İsviçreli iktisat tarihçisi Paul Bairoch, ABD ekonomisinde korumacılığın sadece bir kez kayda değer ölçüde azaltılışının (1846 ve 1861 arasında) , ülkenin ekonomik büyüme oranı üzerinde belirgin herhangi bir pozitif etkisi bulunduğuna dair kanıt olmadığına işaret etmektedir.Bazı serbest ticaret yanlısı iktisatçılar, korumacılığa rağmen bu dönemde ABD ekonomisinin hızla büyümesinin, özellikle, bol doğal kaynaklar, büyük iç pazar ve yüksek okuma-yazma oranı gibi büyüme için elverişli pek çok başka şartın mevcudiyetine dayandığını ileri sürmektedirler.Bu karşı görüşün gücü, daha sonra göreceğimiz gibi, bu tür koşulların pek azına sahip çok sayıda başka ülkenin korumacı engellerin gerisinde hızla büyüdükleri gerçeği dikkate alındığında azalır. Almanya, İsveç, Fransa, Finlandiya, Avusturya, Japonya, Tayvan ve Kore akla gelen diğer ülkelerdir. ABD ancak 2. Dünya Savaşı'ndan sonra - şimdi endüstriyel üstünlüğüne meydan okunamazken - ticaretini serbestleştirdi ve serbest ticaret destekçiliğine girişti . Fakat ABD, serbest ticareti İngiltere'nin serbest ticaret döneminde (1860 - 1932 arasında) uyguladığı ölçüde hiçbir zaman uygulamadı. Hiçbir zaman sıfır tarife rejimine sahip olmadı. Gerektiğinde tarife-dışı korumacı tedbirleri kullanırken de çok daha fazla saldırgan davrandı.Üstelik, daha serbest (tamamen serbest olmasa da) ticarete kaydığında bile, ABD hükümeti ar-ge'nin kamu fonlarıyla finansmanı gibi başka araçları kullanarak temel endüstrilerini destekledi. 1950'lerle 1990' ların ortası arasındaki dönemde, ABD federal hükümetinin ar-ge finansmanı, ülkenin toplam ar-ge finansmanının %50-70 'i mertebesindeydi. Bu düzey, Japonya ve Kore
Kitap Alıntısı
Piyasanın sınırlarının belirsiz olduğunu ve nesnel bir şekilde belirlenemeyeceğini kabul etmek ekonominin fizik ve kimya gibi bir bilim değil de siyasi bir uygulama olduğunu anlamamızı sağlayacaktır. Serbest piyasa ekonomistleri piyasanın doğru sınırlarının bilimsel olarak belirlenebileceğine inanmanızı isteyebilir ama bu doğru değildir. Üzerinde çalıştığınız alanın sınırları bilimsel olarak belirlenemiyorsa, sizin yaptığınıza bilim denemez. Bu açıdan bakıldığında, yeni bir yönetmeliğe karşı çıkmak, bazılarına hiç adil görünmese de, mevcut durumun değiştirilmemesini istemek demektir. Mevcut bir yönetmeliğin yürürlükten kaldırılmasını istemek piyasanın etkinlik alanının genişletilmesini istemek anlamına gelir; bu da parası olanlara bu alanda daha çok güç verilmesi anlamına gelir, çünkü piyasa “bir oy bir dolar” ilkesine dayalıdır. Bu yüzden serbest piyasa ekonomistleri belirli bir yönetmeliğin piyasanın “özgürlüğünü” kısıtlıyor olması nedeniyle yürürlüğe konmaması gerektiğini söylerken aslında önerilen kanunla savunulmak istenenleri reddettikleri yönünde siyasi görüşlerini ifade etmektedirler. Kendi siyasetlerinin gerçekte bir siyaset olmayıp da çok nesnel bir ekonomik gerçeklik olduğu ama başka insanların siyasetinin siyasi olduğu ideolojik bahanesinin arkasına sığınıyorlar.Ancak,onlar da en az rakipleri kadar siyasi motivasyonlara sahiptir.Piyasanın nesnelliği yanılsamasından kurtulmak kapitalizmi anlama yolunda atılacak ilk adımdır.
Kitap Alıntısı
Temmuz 2008’de ülkenin mali sisteminin sarsılmasından ötürü, ABD hükümeti mortgage finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac’i 200 milyar dolar harcayarak kamulaştırdı. Bunun üzerine Kentucky’den Cumhuriyetçi Senatör Jim Bunning sadece Fransa gibi “sosyalist” bir ülkede gerçekleşebilecek bir eylem diye nitelendirebileceği bu olayı kınadı. Fransa’da durum yeterince kötüydü ama 19 Eylül 2008’de kendi partisinin önderinin aldığı bir kararla Senatör Bunning’in sevgili ülkesinin de “sosyalist” Fransa’dan bir farkı kalmadı. Başkan George W. Bush tarafından o tarihte ilan edilen ve ardından TARP (Sorunlu Varlıkların Kurtarılması Programı) adı verilen plana göre, ABD hükümeti vergi mükelleflerinin 700 milyar dolarını mali sistemin tıkayan “zehirli varlıkları” satın almak için kullanacaktı. Ancak, Başkan Bush olaya böyle yaklaşmıyordu. Sovyetlere dönüşmek yerine, “federal hükümetin sadece gerekli olduğunda piyasaya müdahale edeceği kanısına” dayanan Amerika serbest girişim sisteminin sürdürülmesinin planlandığını savunuyordu. Başkan Bush’a göre mali sektörün çok büyük bir bölümünün kamulaştırılması söz konusu gerekli eylemlerden sadece biriydi. Sayın Bush’un beyanatı siyasal manevraların en güzel örneklerinden biriydi. İnsanlık tarihindeki en büyük devlet müdahalelerinden biri sıradan bir piyasa süreci kılığına sokuldu. Ancak, bu sözler aracılığıyla Sayın Bush serbest piyasa efsanesinin üzerine kurulduğu zayıf temelleri ortaya çıkardı. ⸻ Bu beyanattan da çok net anlaşılacağı üzere serbest piyasa kapitalizmiyle tutarlı ve gerekli olan devlet müdahalesinin ne olduğu konusunda görüş ayrılıkları vardır. Serbest piyasanın bilimsel olarak tanımlanmış herhangi bir sınırı yok. Mevcut herhangi bir piyasa sınırının hiçbir kutsallığı olmadığında, bu sınırları değiştirme
Kitap Alıntısı
Serbest ticaret hakkındaki tartışma ekonomiden öte esasında ahlaki değerler ve siyasi kararlarla ilgili.Her ne kadar ekonomiyi ilgilendiren bir konu olsa da,ekonomistlerin ellerindeki teknik araçlarla hükmedebilecekleri bir mesele değil.
Kitap Alıntısı