“Sonra insanlar yeryüzünde çoğaldılar. Adem ile Havva’nın başka oğulları, kızları oldu. Onların soyundan gelen insanlar tüm toprakları kapladılar. Barış içinde, huzur içinde, alçak gönüllü, sevgi dolu bir hayat mı sürdüler? Hayır! Atalarının başlarına gelenleri bilmelerine rağmen gururlanmaya, üstünlük taslamaya, birbirlerini öldürmeye devam ettiler. Dünya hâlâ savaş dolu, huzursuzluk dolu, karışıklık dolu. Bu, böyle sürecek. Ta ki insanlar zihinlerindeki o baştan çıkartıcı, kışkırtıcı, ayartıcı sese kulaklarını tümüyle tıkayıncaya kadar...”
“Arabayı durdurdum, sabahın güzelliğini seyre daldım. Bu dakikada dünyanın an mutlu, en sağlam, en güzel adamı bendim. Bahtın açık olsun Anarhay toprağı!”
“Kim bilir şimdi nerelerdesiniz, hangi yolları arşınlıyorsunuz? Artık bozkırımızda Kazakistan boyunca, Altaylar’a ve Sibirya’ya kadar uzanan yollar var! Birçok cesur insan oralarda çalışıyor. Belki siz de oralardasınızdır! Cemile’m! O gün, hiç ardına bakmadan yürüyüp gittin! Yoruldun mu? Kendini olan inancını yitirdin mi? Eğer öyle hissediyorsan Danyar’a yaslan. Sana, aşkın türküsünü söylesin. Aşkın ve hayatın türkülerini... Bozkır tüm renkleriyle canlansın. O ağustos gecesi, Danyar’ın söylediği türküyü hatırlatsın sana hep. Git, Cemile git! Yaptığından asla pişman olma, unutma ki sen mutluluğunu, en sarp yollarda yürüyerek buldun!”
“Yeryüzündeki bütün yaratıklar arasında şeytanla hemen uyuşan, anlayan tek yaratık insan idi. Bu uyuşma sonunda, yüzyıllar, bin yıllar boyunca kötülük ekti, kötülük biçti ve kötüye Zafer kazandırdı. Evet, kötülük yapma ve yayma konusunda insanla yarışabilecek yaratık yoktu, işte bu bakımdan Abutalib için Tansıkbayev, ezelden ve doğuştan kötülük yayıcıların bir temsilcisiydi.”