Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Duygusal olarak olgun olmayan ebeveynlere sahip olmak, kendinizi kabul etmeyi, ifade etmeyi ve gerçek, samimi bir ilişki kurma umudunuzu zayıflatmış olabilir ama şu anda bir yetişkin olarak sizi geçmişte tutan hiçbir şey yok.
Ebeveynlerimizi hatalı olarak görmek zordur. Bir çocuk olarak ebeveynlerimizin her şeyi yapabileceğine inanırız. Ergenlik ya da yetişkinlikteki özgürlük durumu ebeveynlerimize olan güçlü bakış açımızı zayıflatsa da tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, sevgi dolu değilseler bile isteseler olabileceklerini düşünürüz.
Belli kültürel öğretiler de ebeveynlerimizi açık bir şekilde görmemizi engeller. Birçoğumuza aşağıdaki düşünceler yavaş yavaş aşılanır:
•Tüm anne babalar çocuklarını sever.
•Ailen güvenebileceğin tek varlığın.
•Ailen her zaman senin için oradadır.
•Ailene istediğin herhangi bir şeyi söyleyebilirsin.
•Ailen ne olursa olsun seni sevecektir.
•Her zaman ailenin yanına dönebilirsin.
•Ailen sadece senin için en iyi olanı ister.
•Ailen senden daha fazlasını bilir.
•Ailen ne yaparsa senin iyiliğin için yapar.
Eğer ebeveynleriniz duygusal olarak olgunlaşmamışsa, bu ifadelerin çoğu doğru olmayabilir.
Biz hayatla kurduğumuz ilk ilişkiler için herhangi bir seçimde bulunamıyoruz. En güçlü bağımız, korktuğumuzda, acıktığımızda, yorulduğumuzda ya da hastalandığımızda ilk olarak yüzümüzü döndüğümüz anne babamızla kurulmaktadır.
Kendimizi iyi hissettiğimizde başka insanlarla oyun oynamak isteyebiliriz ancak stres ya da acil bir durum söz konusu olduğunda yine yüzümüzü "ilk koruyucularımıza" döneriz. (Ainsworth, 1967)