Savaşın yalnızca cephedekileri değil, geride kalanları da etkilediğini gösteriyor bu roman. Erkeklerin cepheye çağrılmasıyla hem askerlerin hem de geride kalanların savaşı başlıyor aslında. Cephede savaşan bir askerin ölmesi onun savaşının sonu oluyor ama geride kalanlar için savaşın tamamen bitmesi bile onların savaşının bitmediğini gösteriyor. Hem cephedekilerin hem geride kalanların, daha çok geride kalanların, savaşını tüm acımasızlığıyla anlatmış okuyucuya Aytmayov. Bunu yaparken de kendisi söylemiyor savaşın acımasız olduğunu, öyle şeyler anlatıyor ki okuyucu kendisi rahatlıkla karar veriyor savaşın acımasızlığına. Üç oğlunu ve eşini savaşa gönderen kadının yalnızlığını, acısını yaşamın kaynağı toprakla (Toprak Ana diyerek) paylaşması içini burkuyor okuyan kişinin.
Son olarak, romanın geçtiği yer bir Kırgız köyü değil de, Anadolu'nun köylerinden biri olsa. Kişi isimleri Anadolu coğrafyasında yaygın olan isimlerden seçilmiş olsaydı inanın hiç sırıtmazdı. O kadar bizden bir roman olmuş Toprak Ana. Bu durumun bana göre üç sebebi var: İlki bizim soydaşlarımızın hikayesi olması, diğerleri ise acının dili olmaması ve savaşın acımasızlığının evrensel olmasıdır.