Yalancı ve sahtekârlar. Yalanla yaşıyorlar. Yalan olmadan yaşamayı dahi düşünemezler. Ticaretleri soygundan başka bir şey değil. Siyasetleri ya satın alma ya da satın alınma üzerine kurulu. Hem fikirlerini, hem sözlerini, nı, hem de Tanrılarını satarlar. hem de işlerini satarlar. Hem vicdanlarını, hem vatanlarını, hem de Tanrılarını satarlar.
Hepsi oldukça kaba. Hem de herkese karşı kabalar: başka milletlere, kendi soydaşlarına, aile içinde karılarına, tahça kabalar. kocalarına, çocuklarına. Makam sahiplerinin önünde alçakça kibar ve yalakalar, alt tabakadan kimselere ise küstahça kabalar.
Milletler iki ayaklı sığır sürüleridir. Çalışsalar da sopa altındaki köleler gibi ya efendilerinin veya ihtiyaçlarının zorlamasıyla çalışıyorlar. Bu iki ayaklı sürüler, kaba ve zalim. Köpekler gibi sürekli aralarında dalaşırlar. Birinin diğerinden koparmak istediği fazladan toprak için dalaşırlar. Neden bir sürünün sahip olduğu Tanrı anlayışı ve onun buyrukları diğer sürüde olduğu gibi değildir? İşte bunu düşünerek inançsal farklılıklardan dolayı dalaşır, kavga ederler. Kabile soylarının farklı olmasından dolayı dalaşırlar. Harflerin yazılışındaki fark yüzünden dahi dalaşırlar.
Çünkü insanlar kahraman değildir. Onlar dünya denen büyük gübre yığınındaki solucanlardır. Onlar her çeşit ışığın rahatsız ettiği köstebeklerdir. Çünkü ışık gözlerini acıtmaktadır. İnsanlar tatlı yalanı sever. Çarlar, bakanlar ve tüm yöneticiler dalkavukluğu sever. Kendileri kaba ve vahşi zorbalar, tembel asalaklardır ama kendilerinin halkın bilge ve yüce gönüllü babaları sayılmasını severler.