Ailelerini de, milletlerini de böyle hayvanca seviyorlar. Fakat bunların hepsi ilkelce, içgüdüsel ve kendiliğinden olan şeyler. Hiçbir şeyde maneviyat yok.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Vatanlarını seviyorlar ama bu bir Konstantinopolis köpeğinin kendi sokağını sevmesine benzeyen hayvani bir sevgi. Bir kurdun ormandaki inini sevmesine benzer bir sevgi.
İnanmadıklarından veya Tanrı fikrinin karşıtı olduklarından değil. Çok ama çok Tanrıları var. Onlara tapınıyorlar. Ama içlerinde Tanrı hissi yok. Ruhlarında Tanrı ihtiyacı yok. Güzel kurulmuş makineler gibiler. Buharla, elektrikle, rüzgarla ne isterseniz onunla çalışıyorlar ama ruhlarıyla çalışmıyorlar.
Az bir süreliğine de olsa avunmak istiyorlar, bu yüzden içiyorlar. Emekleriyle kazandıkları kuruşları düşünmeden içkiye yatırıyorlar. Hayvansı içgüdüleriyle yaşıyorlar. Asil veya yüce olan her çağrıya yabancılar. Vicdanı, adaleti, ahlakı veya Tanrıyı düşünmüyorlar.
Ben Çine de gittim. Çinlilerin ruhunu, hayatını dikkatle inceledim. Şaşırtıcı, esrarengiz ve korkutucu bir halk bu! Halk pratikte ateist
Papaz, "Artık böyle düşünmüyorum," diyerek hüzünle devam ediyordu. "Zaman ilerledikçe Afrikanın vahşilerine kendi halkımdan daha fazla saygı duyuyorum. Bence halkımız onlardan daha kaba, daha aptal, ahlaken daha çürümüş bir halde."