Tanrıyı sizinle savaşa çağırmak için mi kiliseleri soydunuz, iyi insanları öldürdünüz? Aptalsınız siz! Zavallı bir aptal! Kaybolmuşsunuz! dedi. Evet, ama eğer Tanrı varsa neden beni cezalandırmadı? İnatçı ve kaprisli bir çoçuk gibi ısrar etti yolumda.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kapıyı çaldım. Adımların sesi geldi. Kapı arkasından bir ses, "Kim var orada?" diye bağırdı. "Papaz lazım," dedim. "Sorun nedir?" diye sordu. "Sorun insanın ruhunda!" dedim.
Cezaevinde tesadüfen İspanyol halkının ve İspanya'nın tarihini okudum. Ne bedbaht halk! Hem eziyet eden hem eziyet edilen bir halk. Soyan ve soyulan. Amerika'yı baştanbaşa soydular ama yoksullar. Tanrı için zengin tapınaklar inşa ettiler, o tapınakların önünde de binlerce insanı canlı canlı yaktılar. Tanrı sevgisi adına insan öldürdüler! Diğerleri de Tanrı sevgisi adına öldüler. Ve ben de hem insanlara hem de Tanrı'ya öfkelendim.
Milyonlarca Järvinen ve Karokep'in yaşamaktan sıkıldığını ve bunaldığını görüyorsun işte. Daha büyük, daha nim karnım toktu. Karım, üç ufaklığım vardı, seviyordum onları. Benim de tüccar olmaya dair umutlarım vardı. Fakat bu bana dar ve sıkıcı geliyordu. Tam bu sırada patronumun depolarında sahte teraziler olduğunu öğrendim. Birinde köylülerden aldığı malları tartıyor diğerinde sattığı ekmeği tartıyordu. İkisinde de dolandırıyordu. Ve bu yıllarca böyleydi. Ben de ona yardım ediyordum...