Çocukluk yılları, çocuk aklı ve ruhu hiç ellenmemiş bir tarla gibi bomboş kalıyor. İyi hiçbir şey ekilmiyor buraya. Eğer çocuklara iyilikten, hakikatten ve sevgiden bahsederlerse de bunu sert, sıkıcı ve yabancı kelimelerle anlatıyorlar. Çocuk aklının ilgisini çekmeyi beceremiyorlar veya istemiyorlar.
Çocuklarla konuşmuyorlar. Hayatlarında ne olup bittiğiyle ilgilenmiyorlar. Olur da zaman bulurlarsa biraz öpüp okşuyor, tatlı veya oyuncak veriyorlar. Ardından da “Hadi gidin çocuklar! Kendi kendinize oynayın!" diyorlar.
Yani diğer bir deyişle: "Kaybolun gözümün önünden. Ne isterseniz yapın. Yeter ki bizi rahat bırakın."
Gençliği suçlamayın, kendinizi suçlayın. Siz nasıl yetiştirdiyseniz, öyle bu gençlik. Gençliği nasıl yetiştiriyorsunuz? Yetiştirmiyorsunuz! Anneler ev işi, mutfak, alışveriş, temizlik ve çamaşırla meşgul. Babalar da iş, görev ve ticaretle. Gecelerce meyhanelerde ve kulüplerde oturup kağıt oynuyorlar. Çocuklarla hiç ilgilenmiyorlar, zamanları yok. Çocuklarla vakit geçirmek onlara çok zor ve sıkıcı geliyor.
Finlandiya gençliği! Sizin göreviniz ağır bir topu biraz daha yukarı ve uzağa atmak değil, halkınızı yükseklere çıkarmak, vatanınızı daha hızlı geliştirmektir."
Sokratesin veya Herkülün kafasını seçmenizi önermiyorum size. Tavsiyem şudur: Manda ayakları için girdiğiniz yarışta Sokratesin kafasıyla da ilgilenmeyi unutmayın. Kuralı hatırlayın: Oyna, ama boşuna oynama. Genç Finlandiyanın, sadece deri bir topun peşinde koşmayı becerebilen insanlara ihtiyacı yok. Fin halkının ahlaki, zihinsel, toplumsal ve ekonomik hayatının güçlü motorlarına ihtiyacı var.