“Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı,derdi dedem.Bir çocuk,bir kitap,bir tablo,inşa edilmiş bir ev veya duvar,yapılmış bir çift ayakkabı.Veya ekilmiş bir bahçe.Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey,öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye;böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında,sen orada olursun.Ne olduğu önemli değil,dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece,derdi.Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır,derdi.Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir;bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.”
İhtiyacımız olan bütün kitaplara sahip olduğumuzda bile,yine de atlayacak en yüksek uçurumu bulmakta ısrar ettik.Ama biraz soluk almaya gerçekten ihtiyacımız var.Bilgiye gerçekten ihtiyacımız var.Ve belki bin yıl sonra,atlamak için daha küçük uçurumlar seçebiliriz.Kitaplar aptal,salak olduğumuzu bize hatırlatmak için var.Onlar gösteri alayı caddeden gürültüyle geçerken Sezar’a ‘Fani olduğunu hatırla Sezar’,diyen muhafız kıtası gibiler.Çoğumuz ortalıkta koşturup herkesle konuşamayız,dünyanın bütün şehirlerini tanıyamayız;zamanımız,paramız veya o kadar çok arkadaşımız yoktur.Senin aradığım şeyler dünyada Montag,ama sıradan insan onların yüzde doksan dokuzunu ancak bir kitapta görebilir.”